Cuma, Haziran 22

Sosyal ağlar çıktı, bloglar öldü mü?

2002 yılından bu yana kişisel internet adresine, yani melihbayramdede.com alan adına sahibim. Başlangıçta mesleki ürünlerimi hem daha fazla kişiye ulaştırma, hem de internet üzerinde kişisel arşivimi oluşturmaktı amaç. Farklı tasarım ve teknolojilerle bu yayınım bu satırları okuduğunuz adres üzerine hala devam ediyor.

Sonraki yıllarda, kişisel web sitesi sahip olmanın yerini ‘blog’ kavramı aldı. Teknolojik altyapı olarak da WordPress’i kullanmaya başladım. Bugün hala en başarılı blog ve içerik yönetim sistemi olarak WordPress’i görüyorum.

Blogların popülerleşmeye başladığı o dönemlerde kişisel site sahipleri de ‘blogger’ olarak anılmaya, daha fazla yoruma, fikir yürütmeye, hatta daha da ileri gidersek ahkâm kesmeye yönelik tutum göstermeye başladı. Blog kavramı, bireylerin ya da kurumların, uzman oldukları alanlarda paylaşımda bulunmalarını, kısa sürede daha fazla kişiseye ulaşmalarını sağladı.

Bu dönemde asıl işlerini bırakarak, bir meslek olarak bu işi yapan, sadece ‘blogger’ olarak hayatlarını sürdürenler de gördük. Ancak bunu sürdürebilmek çok az insana nasip oldu. Yine sonrasında bir çok kişi kurumsal bir işe sahip olunca, ya da öğrenciliklerinde blog yazanlar beyaz yakalı profesyonel olarak iş hayatına atılınca bloglarını terk ettiler.

“Konvansiyonel medya öldü, bitti”, “Gazeteler öldü” diyen ‘blogger’ dostlarımız, gazetelerde köşe sahibi olunca, bloglarını acımasızca kendi elleriyle öldürdüler. Ve ilginçtir, konvansiyonel medyanın gücüne inanılmaz ölçüde sığındılar. Çok da haksız sayılmazlardı.

Çünkü, medya araçlarını, birbirinin yerine geçen, birbirini öldüren, boğan araçlar gibi görmektense, birbirinden beslenen, birbirlerini tamamlayan enstrümanlar olduğunu geç de olsa öğrenmişlerdi.

Burada her zaman olduğu gibi, şunu tekrarlamak zorundayım: Bizim bir mesajımız var ve bu mesajımızı kitlelere ilettiğimiz araçlar zaman içinde, gelişen teknolojilere göre değişebilir. Aracın değişmesi, bizim asıl işimizin niteliğini değiştirmez.

İnsanlar eskiden pazar yerlerinde birbirleriyle görüştüklerinde çevrelerinde olan biteni öğreniyorlardı. Gazete, radyo, televizyonun kulanılması, daha sonrasında da internetin tüm bu iletişim araçlarından daha büyük hızla yaygınlaşmasını yaşadık. Ancak, aslolan iletişim ve bu ihtiyaç, araçlar değişse de devam edecek.

Peki bu girişi neden yaptım? Bu girişi bana yaptıran şey, blogların çok popüler olduğu dönemde blog dizini olarak kullandığımız Bloxoo’ya yıllar sonra girmem ve ana sayfasında şu yazıyı görmüş olmam:

Sevgili Bloxoo Üyeleri,

Türk blog dünyasında 2009’dan bu yana, kaliteli blog içeriklerini bir arada toplayarak, blog yazıları ve blog okuyucularını sosyal bir platformda buluşturan BloXoo, sizlerin ilgisi ile büyüdü ve gelişti. 2009 sonrası Mikro blogging?in yükselişi ile birlikte BloXoo da misyonunu tamamlamış oldu.

3 yıllık bu serüvende bizlerle olan siz değerli üyelerimize çok teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

Bloxoo Ekibi

Yukarıda okuduğunuz yazıda “Mikro blogging’in yükselişi ile birlikte BloXoo da misyonunu tamamlamış oldu.” cümlesi, açıkça blogların öldüğünü ilan eder nitelikte ki, bunu ben hala ısrarla bloglarında içerik üretmeye devam edenlere haksızlık olarak görüyorum.

Keşke, bloglara haksızlık etmek yerine, BloXoo kendi enerjisinin bittiğini ilan etseydi.