Cumartesi, Aralık 16

Sosyal ağlar çıktı, bloglar öldü mü?

2002 yılından bu yana kişisel internet adresine, yani melihbayramdede.com alan adına sahibim. Başlangıçta mesleki ürünlerimi hem daha fazla kişiye ulaştırma, hem de internet üzerinde kişisel arşivimi oluşturmaktı amaç. Farklı tasarım ve teknolojilerle bu yayınım bu satırları okuduğunuz adres üzerine hala devam ediyor.

Sonraki yıllarda, kişisel web sitesi sahip olmanın yerini ‘blog’ kavramı aldı. Teknolojik altyapı olarak da WordPress’i kullanmaya başladım. Bugün hala en başarılı blog ve içerik yönetim sistemi olarak WordPress’i görüyorum.

Blogların popülerleşmeye başladığı o dönemlerde kişisel site sahipleri de ‘blogger’ olarak anılmaya, daha fazla yoruma, fikir yürütmeye, hatta daha da ileri gidersek ahkâm kesmeye yönelik tutum göstermeye başladı. Blog kavramı, bireylerin ya da kurumların, uzman oldukları alanlarda paylaşımda bulunmalarını, kısa sürede daha fazla kişiseye ulaşmalarını sağladı.

Bu dönemde asıl işlerini bırakarak, bir meslek olarak bu işi yapan, sadece ‘blogger’ olarak hayatlarını sürdürenler de gördük. Ancak bunu sürdürebilmek çok az insana nasip oldu. Yine sonrasında bir çok kişi kurumsal bir işe sahip olunca, ya da öğrenciliklerinde blog yazanlar beyaz yakalı profesyonel olarak iş hayatına atılınca bloglarını terk ettiler.

“Konvansiyonel medya öldü, bitti”, “Gazeteler öldü” diyen ‘blogger’ dostlarımız, gazetelerde köşe sahibi olunca, bloglarını acımasızca kendi elleriyle öldürdüler. Ve ilginçtir, konvansiyonel medyanın gücüne inanılmaz ölçüde sığındılar. Çok da haksız sayılmazlardı.

Çünkü, medya araçlarını, birbirinin yerine geçen, birbirini öldüren, boğan araçlar gibi görmektense, birbirinden beslenen, birbirlerini tamamlayan enstrümanlar olduğunu geç de olsa öğrenmişlerdi.

Burada her zaman olduğu gibi, şunu tekrarlamak zorundayım: Bizim bir mesajımız var ve bu mesajımızı kitlelere ilettiğimiz araçlar zaman içinde, gelişen teknolojilere göre değişebilir. Aracın değişmesi, bizim asıl işimizin niteliğini değiştirmez.

İnsanlar eskiden pazar yerlerinde birbirleriyle görüştüklerinde çevrelerinde olan biteni öğreniyorlardı. Gazete, radyo, televizyonun kulanılması, daha sonrasında da internetin tüm bu iletişim araçlarından daha büyük hızla yaygınlaşmasını yaşadık. Ancak, aslolan iletişim ve bu ihtiyaç, araçlar değişse de devam edecek.

Peki bu girişi neden yaptım? Bu girişi bana yaptıran şey, blogların çok popüler olduğu dönemde blog dizini olarak kullandığımız Bloxoo’ya yıllar sonra girmem ve ana sayfasında şu yazıyı görmüş olmam:

Sevgili Bloxoo Üyeleri,

Türk blog dünyasında 2009’dan bu yana, kaliteli blog içeriklerini bir arada toplayarak, blog yazıları ve blog okuyucularını sosyal bir platformda buluşturan BloXoo, sizlerin ilgisi ile büyüdü ve gelişti. 2009 sonrası Mikro blogging?in yükselişi ile birlikte BloXoo da misyonunu tamamlamış oldu.

3 yıllık bu serüvende bizlerle olan siz değerli üyelerimize çok teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

Bloxoo Ekibi

Yukarıda okuduğunuz yazıda “Mikro blogging’in yükselişi ile birlikte BloXoo da misyonunu tamamlamış oldu.” cümlesi, açıkça blogların öldüğünü ilan eder nitelikte ki, bunu ben hala ısrarla bloglarında içerik üretmeye devam edenlere haksızlık olarak görüyorum.

Keşke, bloglara haksızlık etmek yerine, BloXoo kendi enerjisinin bittiğini ilan etseydi.

  • Ölmedi ama can çekişiyor

  • “Keşke, bloglara haksızlık etmek yerine, BloXoo kendi enerjisinin bittiğini ilan etseydi.”

    Kesinlikle katılıyorum.

  • Semih Masat

    Bloxo kapanalı çok oldu.

    Aslında blogların zarar gördüğünü düşünmüyorum. Bence önemi daha da arttı. Bazı blog yazarlarının twitter , facebook gibi mecraları çok iyi kullanıp otorite olmaya başladıklarına şahit oluyoruz.

    Bence blogların geleceği bazılarının söylediği gibi sönmüyor, aksine daha da alevlenecek gibi.

  • Başlığı görünce, dünkü tweet’imi bir şekilde görmüşsün de onun için yazmışsın diye heyecanlandım be hocam :)

    Ben de 2006’dan beri Beyn’i yazmaya devam ediyorum. Hevesim azalmadı ama dün yazdığım gibi, eskiden yazılara gelen yorumların miktarıyla şimdiki miktar arasında dağlar kadar fark var. Eskiden bir yazıma 100 yorum gelince çok keyifleniyordum; şimdilerde bir yazıma 10 yorum yapılınca havalara uçuyorum. Başka bloglarda da aynı şeyleri görüyorum.

    Bir de şu var, kendimde fark ettiğim: Bazen yazmak istediğim bir konuda vermek istediğim mesajı 250-500 kelimeyle rahat rahat yazmak yerine, 140 karakterde mesajımı verip “hayatıma devam etmeyi” tercih ettiğim oluyor. Aptalca ama öyle.

    Facebook neyse de, Twitter sayesinde bloglara gelen yorumlar da, bloglara girilen yazılar da azaldı. Bloglar ölmez, forumlar bile ölmemişken bloglar hiç ölmez ama ağır yaralandığı kesin.

  • Blog kavramı ölmedi. Micro blogging denilen kısa ve nitelik açısından da kısıtlı olan ortamlarda kallavi içerik üretmek mümkün değil. Ancak bu içerikleri link veren bir kaç cümle yazılabilir. Bence BloXoo isimli site bir denemeydi ve öldü. Bloging evet eskisi gibi bir balon olmasa da var. Ve bu insanlar daha prestijli dizinerde (dmoz gibi) listelenerek hakettiklerini alıyorlar. Blog dizini fikri tutmadı. Veya vakti geçti. Bence aslında olan bu.

  • Blog yazarları sanırım blog yazmaktan yavaş yavaş vazgeçiyor. Beyn’in dediği gibi, ben de çoğu zaman uzun uzun yazmak yerine 140 karakterle derdimi anlatıp işime bakmayı tercih ediyorum. Bunun sebebi nedir peki?. Benim blogumda bir yazı hazırlayıp yayınlama sürem ön çalışmalar hariç minimum 2 saat sürüyor. Buna rağmen yazıya bir ya da iki yorum gelince insan “neden saatlerimi harcayayım ki?” diye düşünmeden edemiyor. Ha diyeceksiniz ki, düzenli yazarsan öyle olmaz. Ama düzenli de yazamıyoruz işte be usta. Ev ödevi değil ki bu…

%d blogcu bunu beğendi: