Çarşamba, Aralık 13

Kadın egemen toplumda yaşamak!

Koridorda karşılaştığınız bayan üstünüze üstünüze yürüyor. Mecburen kendinizi ani bir refleksle yana atıp, çarpışmaktan kurtuluyorsunuz. Sayın bayan, biliyor ki, karşısındaki erkek tartışmasız kendisine geçiş üstünlüğü sağlayacaktır. Aynı trafikte olduğu gibi. Hatta trafikteki geçiş üstünlüğünden de öte. Trafikte en azından, geçiş üstünlüğü olan araçlar bellidir. Bazan sizin kullandığınız araç, bazan da karşınızdaki araç geçiş üstünlüğüne sahiptir ve bu hakkını kullanır. Her şey “Uzun inceleme ve araştırmalar sonucu ortaya çıkmış” olan trafik kurallarıyla tespit edilmiştir.

Kadın-erkek ilişkilerinde öyle mi ya!.. Kadın bilir ki, dar bir koridorda karşılaştığı erkek kendisine yol verecektir. Hatta yol vermeye mecburdur. Onun içindir ki, hiç istifini bozmadan üstünüze üstünüze yürümeyi sürdürür. Çarpışmamak için kendinizi zor kurtarırsınız.

Yukarıda anlattımız olay bir koridorda geçiyordu. Siz deyin okul, ben diyeyim işyeri… Mekan önemli değil. Ya sokakta durum nasıl? Bir de ona bakalım. Bir kaldırımda yürüyorsunuz. Karşınızdan üç kişi kolkola girmiş geliyor. Şunu da söyleyelim. Kaldırım üç kişi genişliğinde. Üçlü hızlı adımlar ve mutlu bir yüzle, bir yandan çekirdek yiyerek, bir yandan da geyik çevirerek geliyor.

Sonuçta durum yine değişmiyor. Üçlünün altında ezilmemek için, kendinizi kaldırımdan aşağıya atıyorsunuz. Yola inip yürümeye devam ediyor, üçlü geçiş üstünlüğünü kullandıktan sonra, tekrar kaldırıma çıkarak, yürümenize kaldırımda devam ediyorsunuz.

“Neden hep ben. Neden? Neden hep ben yol vermek zorundayım. Bu sefer yol vermeyeceğim, koridorda karşılaşırsam dosdoğru yürümeye devam edeceğim. Bu sefer o çekilsin!”

Kafanızı bu düşünceler kemiriyor. Aynı şey kaldırımda karşılaştığınız üçlü için de geçerli. Onlara yönelik de, “Bu sefer onlar yol versin. Ben yolumu değiştirmek, kaldırımdan inmek zorunda mıyım?” diye düşünüyorsunuz. Hatta bu düşüncelerinizi o kadar ilerlettiniz ki, olayın bir krokisini bile çizdiniz. Kaldırımı geliş ve gidiş olmak üzere iki şeride ayırdınız. Trafik sağdan akar yargısını esas alıp, gidiş geliş çizgilerini bile ihmal etmediniz.

Diyelim üçlü karşıdan geliyor. Siz de kaldırımın sağından yürüyorsunuz. Üçlüden sizin karşınızda olanı, tam size yaklaştığı anda diğer arkadaşlarından biraz geride kalıp, size yol veriyor. Siz geçişinizi güvenli bir biçimde tamamladıktan sonra, diğer arkadaşlarıyla aynı şeride geçiyor. Hayali bile güzel değil mi?

Şimdi uygulamaya geçelim. Önce koridor planını uygulayalım. Baktınız özgüveni aşırı gelişmiş o bayan karşıdan yine hızlı adımlarla geliyor. Bu kez kararlısınız. Yol veren siz olmayacaksınız. Karşılıklı hızlı adımlarla birbirinize doğru yürüyorsunuz. Bakalım kim yol verecek? Heyecandan neredeyse kalbiniz duracak. Az bir mesafe kaldı.

Bayanın burnu bir karış havada, sizin her zamanki gibi kendisine yol vereceğinizi, hatta alıştığı biçimde, kenara çekilip, o geçinceye kadar, durup geçişini tamamlamasını bekleyeceğinizi düşünüyor olmalı. Nereden bilsin, sizin hain planlarınızı.

Neyse uzatmayalım. Karşılaşmanız gerçekleşti. Birbirinize çarpmamak için zor durabildiniz. Fakat o da ne. Hiç kimse karşısındakine yol vermeye niyetli değil. Şimdi karşılıklı durmuş birbirinize bakıyorsunuz, konuşmadan. Bakışlarınız, birbirinize, “Neden bana yol vermedin!” diyor. Birbirinizden o kadar nefret ediyorsunuz ki, (Halinizden öyle anlıyorum) Konuşmaya tenezzül etmiyorsunuz. Rakibenize sert bir bakış atarak, yürüyüp yolunuza gidiyorsunuz.

Kaldırım planı mı? Onu anlatmaya gerek bile yok. Koridor planınızın üçe çarpılmış hali sadece.

Erkek olarak dünyaya gelmişsiniz bir kere. Mecbursunuz, sayın bayanlara yol vermeye. Onlar üstünüze üstünüze yürüse, ağırlığı altında sizi ezse bile.

Yazıyı bitirirken bir soru size. “Erkek egemen toplum” ne demekti?

Dergibi, 3 Nisan 2002.

%d blogcu bunu beğendi: