Cumartesi, Haziran 24

Echelon, elektrik süpürgesi gibi!

Kanadalı eski istihbarat görevlisi, “Echelon, gökyüzünde adeta bir elektrik süpürgesi gibi çalısır. Torbasına çektiği şeyler arasından değerli mallar bir bir ayıklanır” demişti. Echelon da ne, torbaya çekilen mallar nedir diye düşünmeye başladınız değil mi? O halde buradan buyrun!

Bir sistem düşünün. Dünya çevresinde dönen 100’ü aşkın uydusuyla telefon, faks, e-posta trafiği, uydu sinyalleri ve uzayda dolaşan tüm haberleşme trafiğini dinlesin! İşte böyle bir sistemi tanımaya başlıyoruz.
Kod adı; Echelon! Tüm şüphelere, zaman zaman eski ajanların itiraflarına rağmen kurucu ülkeler tarafından varlığı hiçbir zaman kabul edilmedi. 6 Eylül 1960’da Rusya’ya iltica eden Bernon Mitchell ve William Martin adlı iki ABD ajanı, Ulusal Güvenlik Ajansı’nda (NSA) görev yaptıklarını belirterek, bu kuruluşun en az 40 ülkenin haberleşmesini dinlediğini açıkladılar. Şaşırtıcı olan, dinlenen ülkeler arasında Echelon sistemine üye olan ve sistemin aynı zamanda kurucusu olan ülkelerin de olmasıydı.

Biri bizi gözetliyor!

Echelon’un varlığı resmi olarak ise ilk kez, 23 Mayıs 1999’da Avustralya, Canberra’daki Savunma Sinyalleri Müdürlüğü (DSD) başkanı Martin Brady’nin yaptığı bir açıklamayla kabul edildi. Brady, bu açıklamayla, ülkesinin yaklaşık 50 yıldır varolan ve gizlenen küresel bir elektronik izleme sisteminin parçası olduğunu kabul eden ilk kişi oldu.
Bu açıklamadan önce Avrupa Birliği, konu hakkındaki iddiaları araştırmaya çoktan başlamıştı bile. Avrupa Parlamentosu, Echelon’la ilgili iki rapor hazırlattı. Bunlardan ilki 1988’de yayınlandığında Avrupa’da soğuk duş etkisi yaptı. Rapora göre ABD, Avrupa’daki telefon, faks ve e-posta haberleşmelerinin yüzde 90’ını denetliyordu.
Raporun açıklanmasının ardından İtalyan hükümeti Echelon’un bilgi toplama yöntemlerinin İtalyan kanunlarına aykırılığının incelenmesi için bir komisyon kurdu. Danimarka Parlamentosu da benzer bir araştırma başlattı. Ve 1999’da, ABD’deki elektronik mahremiyet örgütü EPIC, Echelon’un  faaliyetleriyle ilgili olarak ABD hükümetini dava etti.   

AB de Echelon’a özendi, Enfopol doğdu

Konuyla ilgili ikinci rapor, 1999 yılında gazeteci Duncan Campbell’e hazırlatıldı. Sistemin ayrıntıları bir bir ortaya çıktıkça ne kadar büyük bir şebeke ile karşı karşıya olduğunu anladı Avrupa. Uydular aracılığıyla yapılan tüm iletişimin dinlendiği, internetin de bundan nasibini aldığı öğrenildi. Sistem, yeraltı ve denizaltı haberleşme kabloları ile telsiz haberleşmesine müdahale ediyor, büyükelçiliklere gizli dinleme aygıtları yerleştirilmesi yoluyla da geleneksel yöntemler kullanmaktan da geri kalmıyordu.
AB raporunun hazırlanmasının ardından ABD’nin dünyayı dinleme faaliyetlerinin bir benzerinin Avrupa Birliği tarafından da gerçekleştirilmesi için bir proje yürürlüğe konuldu. Enfopol adı verilen proje ile Echelon’a ciddi bir rakip çıkarmak isteyen AB, bu konudaki çalışmalarını günümüze gelene kadar bir hayli ilerletti. Özellikle Avrupa’dan yükselen muhalefete rağmen Avrupa Birliği projede geri adım atmadı. Günümüzde Enfopol’le ilgili dışarıya pek fazla bilgi sızmış değil. Çalışmalar büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor.

Savaştaki işbirliğini barışta(!) da sürmeliydi!

Echelon’un doğuş sürecine göz attığımızda Nazi Almanya’sına karşı İkinci Dünya Savaşı’nda ittifak halinde olan İngiltere ve ABD?nin, istihbarat konusundaki birlikteliklerini savaştan sonra da sürdürmek için UKUSA (İNGİLTERE-ABD) adıyla bilinen bir işbirliği anlaşması imzaladıklarını görüyoruz. Bu anlaşmaya 1947’de ABD adına NSA, İngiltere adına da İngiliz Devlet İletişim Karargahı (GCQH) imza koydu.
Ne de olsa iki ülke savaşta birbirlerini yakından tanıma fırsatı bulmuştu. İngiliz matematikçi Alan Turing ve ekibi, Alman şifre makinesi Enigma’nın şifresini çözerek büyük bir iş başarmış, İngiltere şifrenin anahtarını Amerikalılara vermişti. Bunun altında kalmayan 
Amerikalılar da Japonların askeri şifrelerini çözerek İngilizlere verdi. İki ülke bu yolla düşmanlarının radyo haberleşmelerini dinlediler ve yüz binlerce gizli mesajı çözdüler.

Her ülkenin kendi dinleme bölgesi var

UKUSA anlaşmasıyla ilk etapta İngiltere ve ABD’nin ortak olduğu Echelon sistemine daha sonra İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın elektronik istihbarat birimleri katıldı. İlerleyen zamanlarda Batı Almanya, Danimarka, Norveç ve Türkiye de UKUSA kapsamına “üçüncü ülkeler” olarak dahil oldu.
Katılan ülke sayısı artınca da İngilizce konuşan beş ülke dünyanın çeşitli bölümlerindeki haberleşmeyi izlemek üzere işbirliği yaptı. İngiltere, Afrika ile Urallara kadar Avrupa’yı, Kanada, Kuzey enlemleri ve kuzey kutbundaki bölgeleri, Avustralya ise Okyanusya’daki iletişimi izleme sorumluluğunu üstlendi.

Türkiye’de iki Echelon üssü var

Bu noktada madem Türkiye de bu sisteme üye ülkelerden biri, ülkemizde Echelon neler yapıyor diye düşünebilirsiniz. Bu aşamada Türkiye’deki Echelon üslerinde görev yapan eski NSA ajanı Wayne Madsen’a kulak vermek gerekiyor. Madsen 2001 yılında yaptığı açıklamalarda, Türkiye’de halen iki Echelon üssünün faaliyette olduğunu, bu iki üsten, İran, Irak, Kafkaslar ve Rusya’nın iç bölgelerinin izlendiğini, radar imajları, radyo sinyalleri ve telemetri gibi faaliyetlerin yürütüldüğünü açıkladı. Ajan Madsen, Türkiye’de daha çok NSA üssünün bulunduğunu, ancak sayının ikiye indirildiğini ve diğerlerinin Türkiye’ye devredildiğini anlatıyordu.
Madsen’ın ifşaatlarından Türkiye’nin ABD ile ne derece sıkı iyi ilişkiler içinde olduğunu öğreniyoruz: “Yunanistan’daki tüm NSA tesisleri kapatıldı ve onlara güvenmediğimiz için de hiçbirini devretmedik, hepsine kilit vuruldu. Şu an NSA’nın KKTC’de bir tesisi var. 1974’den sonra Türkiye ile bir anlaşma yaptık. Buradan Ortadoğu izleniyor, Türkler ile birlikte çalışıyoruz!”.

Biri Karamürsel, biri İncirlik’te

Türkiye’deki Echelon üslerinden biri Karamürsel, diğeri ise Adana’daki İncirlik Üssü’nde bulunuyor. Echelon’un miadını dolduran eski cihazları ise o ülkenin istihbarat servislerine veriliyor. MİT’in elinde Echelon’dan kalma dinleme cihazları bulunuyor.   
James Bamford, ‘Body of Secrets’ adlı kitabında Echelon’un Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili ilginç anekdotlara yer veriliyor. ABD, 1961’de Echelon sistemiyle 40’dan fazla ülkenin yazışma sistemlerinin şifrelerini çözmesine rağmen üst-düzey Sovyet şifrelerine sızma başarısını gösterememişti. Haberleşme şifreleri çözülen ülkelerin diplomatlarına tehdit, şantaj ve rüşvet yöntemleri uygulanıyordu. Türk diplomatlarına da, ülkemizde hemen hemen her meslekte geçerli olan rüşvet yönteminin uygulandığını anlatan Bamford “NSA, bazen aldatma, bazen de zor yoluyla bu ülkelerin kullandığı kripto şifrelerinin anahtarlarını ele geçiriyordu” diyor ve “Türkiye’nin şifreleri, Washington’da görevli bir kripto memuruna rüşvet verilerek elde edilmişti” diye ekliyordu.

“Yuri Gagarin’i Türkiye’den dinledik”

Sovyetler Birliği 12 Nisan 1961 günü bir devrim yapıyor ve tarihte uzaya insan gönderen ilk ülke oluyordu. Bugün hala büyük bir kahraman olarak görülen Yuri Gagarin, uzaya giden ilk insan unvanını kazanmış, Kremlin, son derece gizli tuttuğu bu olayla ilgili açıklamayı kozmonot Yuri Gagarin dünyaya döndükten sonra yapmayı planlıyordu. Bamford’a göre olay daha Kremlin açıklama yapmadan NSA raporlarında yerini almıştı:
“Türkiye, soğuk savaş döneminde NSA’nın incisi haline gelmişti. Çünkü, Sovyetler’in füze denemeleri, konumundan ötürü Türkiye’den çok iyi takip ediliyordu. NSA, 1957’de, Karamürsel yakınlarında bir istasyon kurdu. Karamürsel kahvelerinde çifçiler nargile tüttürüp siyaset konuşurken, istasyonun dev antenleri SSCB’yi dinliyordu. NSA’nın Karamürsel’deki kulaklarıyla, ABD yönetimi olayı anı anına izliyor. NSA, Yuri Gagarin ile merkez arasındaki konuşmaları bile Karamürsel’den not ediyordu.”
Eski bir NSA görevlisinin açıklamalarına göre siyasi olarak aktif herhangi bir kişi, dünyanın neresinde olursa olsun, NSA’nin radarına yakalanıyor. Kanadalı eski bir istihbarat görevlisi ise Echelon’u şöyle anlatacaktı: “Echelon, gökyüzünde adeta bir elektrik süpürgesi gibi çalışır. Torbasına çektiği şeyler arasından değerli mallar bir bir ayıklanır!”
Echelon’un topladığı bilgileri nasıl analiz ettiğine bir sonraki yazımızda bakacağız.

%d blogcu bunu beğendi: