Pazartesi, Kasım 20

Doğru analiz için hala gazetecilere ihtiyaç var

Wikileaks tarafından açıklanan Amerika’nın diplomatik sırları, her ne kadar hem diplomasi hem de politik açıdan büyük tartışmaları beraberine getirmiş olsa da, konuya bir de ‘yeni medya’ kavramı açısıdan bakmakta yarar var. Çünkü dünya ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyor. Bazı iddialı yorumlarda, dünya tarihini değiştirdiğine varan ifadelerle açıklanmaya çalışılan bu olgu, aslında yeni medyanın bir tezahürü.

Yeni medya derken, gazete, televizyon, radyo, dergi gibi konvansiyonel medya enstrümanlarının dışında kalan, sosyal ağları, dijital yayınları ve siber ağları kastediyorum. Olayın başlangıcından, sırların ifşa edilişine kadar her aşamada, yeni bir iletişim kültürünün izlerini görüyoruz.

SIPRNET 1991’DE KURULDU

Wikileaks belgeleri, 1991 yılında kurulan SIPRNet (Secret Internet Protocol Router Network) adlı ağdan sızdı. Bu ağ, 11 Eylül sonrasında Pentagon ve Dışişleri arasında iletişim sağlanmak için kurulmuştu. ABD’nin dört bir yanındaki elçiliklerle ile askeri üslerin üye olduğu ağda, diplomatların ve Pentagon’un yazışmaları gerçekleşiyor. Sadece özel tasarlanmış bilgisayarlardan girilen SIPRNet’in parolası her 150 günde bir değiştiriliyor. Ancak bu ağ sanıldığı gibi, çok dar kapsamlı değil.

PAROLAYI 2.5 MİLYON KİŞİ BİLİYOR

SIPRNet’e tam 2.5 milyon Amerikalı kamu görevlisinin erişimi var Bu nedenle de sızmanın nasıl gerçekleştiğini tahmin etmek zor değil. Bu belgeleri geçtiğimiz Mayıs ayında Wikileaks’e veren kişi, Bağdat’ta görev yapan bilgisayar güvenliği uzmanı 23 yaşındaki Bradley Manning’ti. Teknik görevi nedeniyle bu ağa erişim izni bulunan Manning, bu verileri bir Lady Gaga CD’sine yazarak üsten dışarı çıkarmıştı. Şimdi Haziran ayından bu yana tutuklu ve 52 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Manning’in bu bilgileri sızdırma nedeni olarak, homoseksüel olduğu için arkadaşları tarafından dışlanması ve kendisinin de bir şekilde intikam alması gösteriliyor. Ancak Wikileaks’in elindeki bilgiler sadece Manning’in sızdırdıklarından ibaret değil.

GÜVENLİKTE EN ZAYIF HALKA İNSAN

Teknolojiden yararlanarak tüm dünyadaki elçilik ve askeri üsleriyle hızlı iletişim kuracağı bir ağ kuran Amerika, siber ağların kırılganlığının da mağduru oldu. Siber ağlar, kuran devlet ya da kuruma kolay ve hızlı iletişim, hızlı sonuç alma imkanı sağlarken, güvenliğin yeteri derecede sağlanması karşısında, aynı teknolojik üstünlük istenmeyen kişilerin eline geçebiliyor. İlgili her sunumda da hatırlatıldığı gibi, internet ve bilgisayar güvenliğinde en zayıf halka insan faktörüdür. Siz ne kadar güvenlik önlemi alırsanız alın, kurum içinde görevlendirdiğiniz insanların neler yapabileceğini bilemezsiniz. Wikileaks olayında bir devletin ilk kez, içeriden ‘siber’ olarak vurulması karşımıza çıktıysa da, bugüne kadar küresel şirketlerin uğradığı veri kayıpları ve dolayısıyla uğradığı zararlarda da içeriden sızmalar büyük rol oynamaktadır.

SOSYAL MEDYA ETKENİ

Wikileaks’in dağıttığı belgelerin bu kadar ses getirmesi ve hızlı bir yayılım sağlamasının en önemli nedeni kuşkusuz dünyanın bir sosyal medya çağını yaşıyor olması. İnsanoğlunun tarihinde bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir dönem yaşanmadı. Geçmişte konvansiyonel medya araçlarıyla yayılan enformasyon şimdi, konvansiyonel medya tekelinin ‘yeni medya’ ile kırılması sonucu, daha hızlı, hızlı olduğu kadar da kontrolsüz yayılabiliyor. Devletler konvansiyonel medyayı bir takım ilişkiler ve aba altından sopa göstermelerle kontrol altında tutabilir ve dezenformasyonla çoğu zaman istediği gibi yönlendirebilirken, yeni medyada bu kontrolü sağlamak mümkün değil. Web siteleri, bloglar ve sosyal paylaşım siteleri üzerinde milyarlarca insan, konvansiyonel medya çerçevesi dışında bir medya etkisi oluşturabiliyor.

RAKAMLARLA SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ

Bugün Facebook’ta 500, Twitter’da 160 milyondan fazla kullanıcı başlı başında bir devasa bir medya gücü oluşturuyor. Türkiye’ye bakarsak, 24 milyon Facebook, 3 milyon Twitter kullanıcısıyle 27 milyonluk devasa bir yeni medya ağından söz edebiliriz. Durumun daha net anlamak için Türkiye’deki toplam günlük gazete tirajının sadece 4.4 milyon olduğunu hatırlatmakta sanırım yarar var. Daha direkt bir söyleyişle, Türkiye’de sosyal medya ile ulaşabileceğiniz kişi sayısı tüm gazete tirajlarından 6 kat daha fazla. Ancak burada, haksızlık etmemek için, konvansiyonel medyanın da sosyal ağları -tam olarak etkileşim için olmasa da- bir dağıtım kanalı olarak kullandığını, gazete web siteleriyle haber sitelerinin içerik akışlarının, sosyal medyaya iletildiğini söylemeliyiz. Ayrıca sosyal medyanın da sadece Facebook ve Twitter’dan ibaret olmadığını, Youtube, FriendFeed, Dailymotion, Vimeo gibi sitelerin de dağıtım kalanı olarak kullanıldığını hatırlatalım.

EN GÜÇLÜ ŞİFRELEME ALGORİTMASI

Wikileaks, elde ettiği 251 bin 287 belgeyi paylaşmak için teknolojinin son imkanlarını kullandı. Öncelikle sitenin yayınlarının kesintiye uğramaması için güçlü web sunucuları sağlandı. Wikileaks’in kurucusu Julian Assange, Cablegate adını verdiği sızdırma operasyonu için silahlı güvenlikçiler tarafından korunan bir nükleer sığınağı üs olarak seçti. Belgelerin dağıtımı sırasında en güçlü şifreleme algoritmalarından biri olan 256 bitlik AES (Advanced Encryption Standard – Gelişmiş Şifreleme Standardı) kullanıldı. Belgeler önceden belli merkezlere dağıtıldı ve belirlenen bir zamanda şifreler de belgelerin görüntülenebilmesi için verildi. İşte asıl yarış o zaman başladı. İnternette gönüllü çeviri grupları oluşturularak, belgelerin içeriğinin hızlı bir şekilde elde edilmesi amaçlandı. Burada internetin imece ruhu bir kez daha harekete geçti ve çok da başarılı oldu.

GAZETECİYE OLAN İHTİYAÇ

Gelelim son noktaya. Bana göre burada asıl sorun. Belgelerin doğru okunması ve anlaşılmasında yaşandı. Belgelerin çevrilmesi ve doğru yorumlanmasında konvansiyonel medyanın gücü, tecrübesi ve yetkinliğine hala ihtiyacımız olduğu tekrar görüldü. Wikileaks belgelerindeki malûmatın (bilgi değil) hemen sorgulanmadan doğru kabul edilmesi, hemen bu malûmatlara güvenilerek tartışmalara girişilmesinin, ne denli yanlış olduğu aradan birkaç gün geçtikten sonra daha iyi anlaşıldı. Örneğin, Amerika’nın Türkiye’de nükleer bombalarının olduğunu bu belgelerden yeni öğrenenlerin, bunu heyecanla yayma çabası dramatik bir görüntüydü. Türkiye’de ABD’nin B61 tipi nükleer bombalarının soğuk savaştan beri bulunduğunu bilmek için sadece iyi bir gazete okuru olmak yeterliydi oysa. Google’da “B61 İncirlik” diye arama yaptığınızda bu nükleer silahlarla ilgili Türk basınında yüzlerce haber yayınlandığını görebiliyorsunuz. Burada söylemek istediğim şey, bilgilere, daha doğrusu malûmatlara erişebiliyor olmak tek başına yeterli değil. Erişilen verileri doğru analiz etmek için hâlâ okur-yazar insanlara, ‘gazeteci’lere (gazetelere demiyorum, dikkat) ihtiyaç var.

%d blogcu bunu beğendi: