arşiv

‘Polen’ kategorisi için arşiv

Konuşmak en temel ihtiyaç, susmak ölümcül hata!

Cuma, 13 Eki 2006

Web, Türkçe ifade edersek ‘ağ’ bize ne kazandırır? Bu konuda okuduğum en güzel, en verimli kitaplardan biri, Koç Sistem Yayınları’ndan çıkan ‘İletişim ve İnternet Üzerine Fikirler: Bir Manifesto’ adlı kitaptır. Bu ay sizlere bu kitabın ışığında seslenmek istedim.

Beşbin yıl önce pazaryeri uygarlığın odak noktasıydı. Uzak ülkelerden getirilen egzotik baharatlar, ipekler, maymunlar, papağanlar, mücevherler ve gizemli öyküler orada buluşurdu. Günümüzde ise yeni bir kavram var: ‘Elektronik pazaryeri’. Daha da açarsak, ‘elektronik ticaret’. Üzerinde elektronik ticaretin yapıldığı internet, diğer deyişle ’siber uzay’ da tıpkı, beş bin yıl önceki pazarlar gibi. Değişen fazla bir şey yok. Değişen sadece, o eski, klasik pazaryerlerindeki unsurların bir ölçüde budanmış olması.
‘Pazar’ herkesin elindeki malı sergilediği, müşteri aradığı bir yerdir. ‘Pazar’da insanlar, sattıklarından elde ettikleri paralarla yeni mallar alırlar. Sadece alım-satım yapılmaz pazarlarda. ‘Pazar’ karma karışık sesler duyduğumuz bir yerdir. Konuşulur, öyküler anlatılır. Herkesin anlatacak bir öyküsü vardır. Pazar diyalog demektir.
Herman Melville, “Bırakın konuşalım, tüm hatalarımız ve zayıflıklarımız ortaya çıkacak olsa bile ve zayıf olduğunu bilmek bir güçlülük belirtisi olduğu için…” diyor.

Elektronik pazaryeri kavramı

‘Elektronik pazaryeri’nde müşteriler konuşuyor. E-posta mesajları, sohbet odaları, haber grupları hepsi konuşmaya yarıyor. İnsanlar alacakları ya da aldıkları ürün hakkında sorular yöneltiyorlar. İnternetin insanları uyandırmasından korkmaktan bahsediliyor. Sorgulayan, ince eleyip, sık dokuyan bir müşteri profili var artık. Müşterilerin öneri ya da yeni talepler getirmesi, ürün ya da hizmetler hakkında şikâyetlerini bu kadar hızlı ulaştırması tahmin edilen bir şey değildi. Şimdi, müşterisi olduğu firmanın sitesini ziyaret ederek, mesajlarıyla düşüncesini açıkça ortaya koyan bir müşteri profili var.
İnternet Manifestosu’nda ise şöyle sesleniliyor: “Pazar saldırgan pazarlamacılarla ve reklamcılarda konuşmak değil, şirketin koruma duvarlarının ardındaki diyaloglara katılmak ister. Gizliliğin ortadan kalkması için şunu söylemeli: Biz pazarız. Sizinle konuşmak istiyoruz.” (1)

“Web sesimizin geri dönüşüdür”

David Weinberger ise, “Web’in tinsel anlamı insan sesinin geri dönüşüdür” diyor ve devam ediyor:
“Bizim kim olduğumuzu sesimizden daha çok gösteren bir özelliğimiz olamaz. Sesimiz ne düşündüğümüzü ve ne hissettiğimizi anlatır. Ses istemli ve istemsizin her ikisini de içerir. Hem herkese açık hem de en özel yanlarımız sesimizde gizlidir. En önemli anlarda sesimizin yardımına başvururuz.
Yönetilen işler bizden sesimizi çaldı. İşte buna karşı savaşmak gerekir. Bu yüzden patronumuzun arkasına geçip şirketimizle kendimiz arasına bir ironi boşluğu yerleştiriyoruz. İşte bizler akla gelebilecek en dar düşünce kalıplarına sıkışmamız pahasına susmamız için sesimize yapılan bu suikastın kurbanlarıyız.”
Web konuşturuyor. En insani ihtiyaca cevap veriyor. Artık şirket toplantıları internet üzerinde yapılıyor. Saatler sürecek bir toplantı, kısa sürede tamamlanıyor.
“Yararlı olmak istiyorsanız, sizi susturacakları bir yolu seçmeyin. Karşılığında ne yitirecek olursanız olun, konuşma özgürlüğünüzden vazgeçmeyin. Görüşünüzün sorulmadığı yer ve susmanız istendiği zaman ortada apaçık bir kötülük olduğundan kuşkulanın. Ne yaparsanız yapın, ama konuşmaktan vazgeçmeyin. Sizden uzak durulsa da, nefret edilse de, sizinle alay edilse de, sizden korkulsa da, kuşkulanılsa da susmayın!”(2)

“Susmak ölümcül hatadır!”

Şirketler kendilerine, ürün ya da hizmetlerine yöneltilen eleştiriler karşısında susmamalıdırlar. “Susmak ölümcül hatadır!.” Müşterilerden gelen e-posta mesajlarına mutlaka cevap verilmeli, kafalarda soru işareti bırakmayacak şekilde hareket edilmelidir. Susmak çok pahalıya mal olabilir.
Müşterilerden gelen konuşmaları doğru alabilmek ve bir yerde toplamak, onları doğru şekillerde ilgili birimlere yönlendirmek, kanalize etmek için, web sitenize işlevsel mesaj formları yerleştirmeniz gerekir. Müşteri, mesajını hangi birime göndermek istiyorsa o birime direkt ulaştırabilmek için, mesaj formunda seçim yapabilmelidir. Böyle bir formda, ‘Üretim Planlama’, ‘Teknik Servis’, ‘Satış’ vb. seçenekler bulunması gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Gelen mesajların hepsine ilgili birimler vakit geçirmeden gerekiyorsa cevap vermelidir. Burada karşılaşılacak en büyük sorun, gelen mesajların fazlalığının yaratacağı aşırı meşguliyet olabilir. Bunun getireceği yükü azaltmak için, ‘SSS’ yani ‘Sık Sorulan Sorular’ bölümü imdada yetişecektir. Mesaj formunun girişine yerleştireceğiniz şu uyarı yararlı olacaktır:
“Sorununuzu mesaj formuyla bize iletmeden önce lütfen, ‘Sık Sorular Sorular’ bölümünü ziyaret ederek, yönelteceğiniz sorunun daha önce yanıtlanmış olup olmadığına bakınız. Soru veya sorununuza ‘Sık Sorulan Sorular’ bölümünde yanıt bulamadıysanız, formu doldurunuz.”
Sun Microsystems şirketi, sitesine ‘SSS’ bölümü koyarak, gelen mesaj trafiğinde yüzde 75 azalma sağlamıştır. ‘Sık Sorulan Sorular’ hazırlanırken, dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bu yanıtların, şirket bülteni ağzıyla hazırlanmamış olmadır. Yanıtlar, herkesin anlayabileceği açıklık ve yalınlıkta olmalıdır.

Müşterinin ağzı torba değil…

Şirketler hoşlansa da hoşlanmasa da, online pazarlarda şirketlerden söz edilecektir. İnsanlar, şirketlerin bu söylenenlere kulak verip vermemesini hiç umursamadan her istediklerini söyleyeceklerdir. Burada önemli olan görüşün dolaşıma çıkmasıdır. Şirketler müşterilerini susturamadıkları gibi, kendi çalışanlarının da müşterilerle iletişimini durduramayacaklardır. Dolayısıyla tek seçenekleri, elemanlarını müşterilerle iletişim kurmaya ve bildiklerini aktarmaya teşvik etmektir. Korkmayın, şirket elemanları, çok büyük bir iyi niyetle kendilerinin ortaya koyduğu ürün ve hizmetlerin savunucusu olacaklar ve bundan gurur duyacaklardır. Konuşmak için uygun ortamı oluşturmak, hem şirket hem de müşteri için yarar sağlayacaktır.
Konuya bir de şu açıdan yaklaşalım: Bir elemanınız, şirketinizin ürün ya da hizmetleri hakkında internette olumsuz bir görüş bildirse, otobüste yanında oturan birisine şirket stratejisinin yanlışlığından söz etse ya da santral memurunuz bir müşteriye santralinizin bir yerinin bozuk olduğunu söylemiş olsa, şirketiniz adına konuşmuş olur. Böyle bir durumun yaratacağı sonuçlar karşısında şirket, bunların kendisini bağlamayacağını varsayar. Çünkü şirket adına resmi bir açıklama yapılmamıştır, çünkü resmi açıklama yapma yetkisi olan başka kanallar vardır. O kanallardan gelmeyen hiçbir söz kabul edilebilir değildir ve dedikodudan ibarettir, hukuksal bağlayıcılığı yoktur.
Bütün bunlara rağmen, konuşmayı önlemek mümkün olmayacaktır. Belirtildiği gibi, “Konuşmak en temel ihtiyaç, susmak ise ölümcül hatadır!.”

1- İletişim ve İnternet Üzerine Fikirler: Bir Manifesto. Rick Levine, Christopher Locke, Doc Searls, David Weinberger. Koç Sistem Yayınları.
2- John Jay Chapman. Hobart College mezuniyet töreni konuşması. 1900.

Melih Bayram Dede, Polen, Temmuz 2005.

Author: Melih Bayram Dede Categories: Polen Tags:

İnternet, basılı yayıncılığa alternatif değil

Cuma, 13 Eki 2006

Ne zaman konu elektronik yayınlardan açılsa, kâğıdın yerini bu mecranın alıp almayacağı soru olarak karşımıza çıkıyor. Hemen söyleyelim; elektronik yayınlar ile basılı yayınların birbirinin yerini alma gibi bir durum kısa vadede mümkün değil. Televizyon icat olduğunda, radyonun yerini alacağı sanılıyordu. Bugün nasıl radyo ve TV iki ayrı mecra olarak karşımızda duruyorsa, elektronik ve basılı yayın cephesinde de durum buna yakın olacak.

İnternet kullanımı yaygınlaştıkça bir çoğumuz, gazete, dergi ve hatta kitabımızı bilgisayar ekranından okur olduk. Bu yeni yayıncı-okur ilişkisine, daha doğrusu yayıncının yaptığı işe ?elektronik yayıncılık? diyoruz. Elektronik yayıncılığı, en yalın anlatımla “belgelerin elektronik ortamlar ya da ağlar aracılığıyla dağıtımı, arşivlenmesi ve bu belgelere erişilmesi” olarak tanımlamak mümkün. Bu tanım çerçevesinde, internette ulaştığımız herhangi bir web sitesi, CD?de gelen sesli ve görüntülü içerik, bilgisayar ya da cep bilgisayarımızda okuduğumuz elektronik kitap; hepsi ?elektronik yayıncılık?ın şemsiyesi altındadır.

Elektronik yayınlar, basılı yayınların yerini alır mı?

Söz elektronik yayıncılıktan açıldığında, klasik yayınların yerini bu yeni mecranın alıp almayacağı ve böyle tehdidin olup olmadığı konu oluyor. Televizyon icat olduğunda, radyonun yerini alacağı sanılıyordu. Gelinen noktada hem televizyonun, hem de radyonun iki ayrı iletişim aracı olarak varlığını devam ettirdiğini görüyoruz. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, kâğıdı hayatımızdan silip atmak uzun süre mümkün olmayacak. Zaten silip atmak gibi bir niyet de yok. Elektronik yayınlar ile basılı yayınların birbirinin yerini alma gibi bir durum kısa vadede mümkün değil. Bunun yerine elektronik yayıncılığın, basılı yayıncılığa (buna fiziksel yayıncılık da deniliyor) yeni açılımlar getireceği öngörülebilir. Örneğin bir dergi veya yayınevi, hizmetlerini yürütürken, internetin imkânlarını kullanarak daha geniş kitlelere, daha hızlı bir şekilde ulaşmayı başarabilir. Bugün sadece internet üzerinde çıkan yayınlar olduğu gibi, hem internet üzerinde hem de basılı olarak ?paralel? çıkan yayınlar da var.

Okuma alışkanlığı olan, internette de okur

2003 yılında yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, internet kullanma alışkanlığının yaygınlaşması, okuma alışkanlığına olumsuz etkisi yapmıyor. Araştırma, gelecekte de basılı ürünlerin okunmaya devam edeceğini gösteriyor. Araştırmaya göre internet kullanıcılarının, haftada 10.8 saatini internet kullanmak, 5.3 saatini gazete okumak ve 4.2 saatini kitap ve dergi okumak için harcadığı gözlemlenmiş. Diğer yandan internet kullanmayan kişilerin de 5.5 saatini gazete, 3.7 saatlerini kitap ve dergi okumak için kullandıkları belirlenmiş. Görüldüğü üzere internet kullanıcıları dijital medyayı sıkça kullanmalarına karşın okuma alışkanlıkları yüksek oranda basılı ürünlere yönelik. Okuma alışkanlığı gelişen bireyler, her mecrada bu alışkanlıklarını sürdürüyor.

İnternetteki belge sayısı artıyor

Tüm önyargı ve endişelere karşın elektronik yayıncılık büyük bir ilerleme katediyor. Bir örnek vermek gerekirse, matbaanın icadından bu yana 150 milyon kitap basılmış. İnternetteki belge sayısı ise 1997?de yapılan bir araştırmaya göre, 100 milyon civarındaydı. 2007?ye kadar ise 800 milyona ulaşması bekleniyor, bu büyük bir gelişme olarak gösteriliyordu! Oysa bu tahminler bile aşıldı. Günümüzde web?de 5 milyar belge var! Ve her gün web’e 7,3 milyon yeni belge ekleniyor. ?Derin web? olarak adlandırılan web?e bağlı veritabanları, kurum içi ağlar yani ?intranet?lerde ise 550 milyar belge olduğu tahmin ediliyor. En önemlisi web?deki belgelerin yüzde 95?i kamuya açık. Yani internet erişimi olan herkes, her an bu bilgi ve belgelere ulaşabilir durumda.

Her mecranın farklı üstünlükleri var

Elektronik yayıncılık ve klasik yayınların birbirine yapılarından kaynaklanan üstünlükleri vardır. Örneğin internetten yayın yapan bir elektronik dergiyi okumak için, bilgisayar ve internet bağlantısına ihtiyaç duyulurken, basılı bir dergi için böyle bir donanım ihtiyacı yoktur. Konuya donanım ihtiyacı açısından bakarsak, basılı yayının bu örnekte avantajlı olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Elektronik yayıncılığın avantajlarına gelirsek, en önemli avantajın maliyet olduğunu görürüz. İnternet bize çok düşük maliyetlerle ya da (bedava siteleri kullanırsak) hiç cebimizden para çıkmadan yayıncı olma imkânı verir. Elektronik kitap konusunda ise, e-kitapların daha ucuz olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.

Web?de düzeltme her zaman mümkün

Elektronik yayıncılıkta, özellikle de internet sitelerinde, okuyucuya sunduğunuz sayfalar sürekli elinizin altında ve sizin denetiminizde olduğu için sayfalarınızda yapılan bir hataya anında müdahale edebilir, herhangi bir sayfadaki hatayı dilediğiniz zaman düzeltebilirsiniz. Basılı yayınlarda ise, yayın matbaada basıldıktan sonra hataları düzeltmenin yolu yoktur. Ancak bir sonraki sayıda düzeltme metni yayınlayabilir ya da derginin arasında ek olarak bir düzeltme kâğıdı sıkıştırabilirsiniz.
Diğer yandan basılı bir yayını Türkiye dışında satışa sunmak, dağıtmak maddi bir külfet getirirken, internette sınırlar olmadığı için, yayınladığınız her şey, dünyanın herhangi bir yerinden okunabilir. Sonuç olarak; internette yayınladığınız şeyin hedef kitlesi tüm dünyadır. Basılı edebiyat dergileri, hazırlanması hem maddi hem de fiziksel olarak zor bir süreç gerektirdiği için periyodik olarak genelde aylık yayınlarken, internette periyoda bağlı kalmak zorunda değilsiniz. İstediğiniz zaman yeni bir içerik ilave etme (ya da çıkarma) imkânına sahipsiniz.

Blog?larla herkes yazar, herkes yayıncı

İnternetin getirdiği en büyük yeniliklerden biri herkesin yayıncı olabilmesine imkân tanımasıdır. Günümüzde herkes bir site açıp istediği içerikte yayın yapabilir. ?Blog? denilen web günlükleri, bu süreci daha da hızlandırmıştır. Blog kelimesinin ilk oluşumu, ?web? ve ?log? kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş, ?weblog? olarak isimlendirilmiştir. Bu teknik biraz daha yaygınlaştığında ise, ‘blog’ olarak kısaltılmış, Türkçe’ye çevrilirken de anlam olarak ?Ağ günlüğü? tercih edilmiştir. Ancak, bugün ?ağ günlüğü? terimini kullanan neredeyse yok gibidir. İnternetin küresel dili İlginizce olunca, ?Blog? kelimesi de aynen dilimize girmiş gibidir. ?Blog?lar bir nevi internette tutulan günlük gibi düşünülebilir. Kendisine bir ‘blog’ açan kişiler, başlarından geçenleri, gördükleri güzel siteleri, tarih sırasına göre alt alta ekleyerek web’de ?Seyir Defteri? tadında yayınlıyor. Blog?lar, bir kere oluşturulup ayar ve biçimlendirmeler yapıldıktan sonra, istenildiği zaman, istenildiği yerden yeni yazılar eklemek mümkündür.

Özensiz Türkçe kullanımı ciddi tehdit

İnternet kullanmak, e-posta yazma alışkanlığımız geliştikçe, yazma alışkanlığını yeniden edindik. Önceleri kokulu kâğıtlara sevda mektupları yazarken, bugün klavyeden mektuplarımızı yazıyoruz. Zamanın internette su gibi aktığından mıdır nedir, sanki herkesi acelesi var; alel acele, apar topar yazılmakta bu kez e-mektuplarımız, ?Blog?larımız ya da web sitelerimizdeki metinler. Türkçe kurallarının bilgisizlik, özensizlik ve kompleks nedeniyle hiçe sayıldığını görmekteyiz. Oysa Türkçe?yi bir yazım dili olarak kullanıyor ve yazılı eserler/ürünler/metinler ortaya koyuyorsak (mektup bile sevdiğimize adadığımız bir eserdir) bu dilin kurallarına uygun hareket etmeli ?ş? yerine ?s?, ?ı? yerine ?i?, ?ğ? yerine ?g? yazarak ucube metinler yaratmamalıyız. Saydığımız bu gerekçelerle hareket ederken çok rahat,  internetteki metinlerin büyük çoğunluğunun nitelik bakımından basılı kültüre göre daha zayıf olduğunu söyleyebiliriz.
Son olarak yazımızı gazeteci Osman Köroğlu?nun ?Edebiyatın İnternet Kapısı? başlıklı paneldeki izlenimlerini aktararak bitirelim:

  • İnternet ve e-postanın kullanımı, yazıyla olan barışıklığımızı yenileme fırsatı verdi. İletişim için kullandığımız yol, uzun zaman sonra yeniden ‘yazı’ olmaya başladı. Artık eskisi gibi mektup yazıyoruz. Ama elektronik ortamda.
  • Süreli yayınların arşivlerinin internette bulunması, kağıdın eskimesi veya daha sonra erişim için korunması gibi konulardaki sıkıntıları giderdi ve yaygın erişimi sağladı.
  • Yazar ve okuyucu açısından e-yayıncılık yeni bir araç olması dışında, bilgisayar okur yazarı olan herkese ulaşmayı sağlayan ve dağıtımı kolaylaştıran bir yöntem de sundu.
  • E-yayıncılığın en büyük problemi ekonomik iş modeli. Yazılım alanındaki açık/kapalı kaynk kodu arasındaki mücadelede olduğu gibi, telif hakları açısından konuya yaklaşanlar da, bilginin paylaşımının önemini vurgulayanlar ve ortaya sinerji ile daha gelişmiş uygulamalar koyanlar da var.
  • Teknolojinin yazarlara sağladığı avantajlara Gabriel Garcia Marquez’in 1996′da Newsweek’te yayınlanan şu sözleri örnektir: ?Kolera Zamanında Aşk? romanıyla birlikte bilgisayar kullanmaya başladım. O zamana dek bir romanı 7 yılda bitirirdim. Şimdi üç yılda bitiriyorum.? Bunun üzerine insan merak etmeden duramıyor; acaba Dostoyevski bu teknolojiyi kullansa neler olurdu?
  • İnternet sayesinde okur okuduklarını yorumlayabilir, başkalarıyla tartışabilir ve yazara düşüncelerini iletebilir. Yazarla okur arasında eskiden olmadığı kadar fazla etkileşimlilik ortaya çıkmıştır. Daha da fazlası, internet, okurdan yazar üreten bir ortam.?

Melih Bayram Dede, Polen, Nisan 2005.

Author: Melih Bayram Dede Categories: Polen Tags:

Kitapta yeni trend: E-Kitap

Cuma, 13 Eki 2006

İnternetten satın aldığınız elektronik kitapları, ister bilgisayarınızda, isterseniz cep bilgisayarınızda okuyabilirsiniz. Hatta yazmaya elim yatkın diyorsanız, hemen çok yaygın olan PDF formatında kitabınızı tasarlayıp internetten dağıtmaya başlayabilirsiniz. Gelin şimdi e-kitap konusuna giriş yapalım.

Birçok kavramın önüne bugün ?e? gelmeye başladı. E-Posta, E-Banka, E-Devlet vesaire, örnekleri çoğaltmak mümkün. Bense bu ay ?E-Kitap?tan söz etmek istiyorum size. Açılımını verirsek, ?elektronik kitap? konumuz. Geçen ay, elektronik yayıncılık konusuna giriş yaparken, bu yayıncılık türünü şöyle tanımlamış, ?Elektronik yayıncılık, en yalın anlatımla belgelerin elektronik ortamlar ya da ağlar aracılığıyla dağıtımı, arşivlenmesi ve bu belgelere erişilmesidir? demiştik. E-Kitap da bu tanımın içinde bir unsurdur. Kâğıt yerine elektronik dökümanlar olarak karşımıza çıkan E-Kitap, bilgisayar veya diğer elektronik araçlar yardımıyla okunabilen bir üründür.
E-Kitabın, basılı kitaplara göre bazı avantajları vardır. Kâğıt, cilt, baskı maliyeti olmadığı için basılı kitaplara göre çok daha ucuza mâledilebilen e-kitapların dağıtım noktasında da büyük avantajları var. E-Kitaplar, internet üzerinden dağıtılabildikleri için de okurlar, istedikleri kitaba kısa sürede sahip olabilmektedirler.

Bir çok e-kitap ücretsiz dağıtılıyor

Basılı kitapların karşılaştığı dağıtım ve satış noktaları gibi sorunların aksine, e-kitaplar internet üzerindeki herhangi bir sitede satılabilir ve okuyucular kredi kartları ile bu kitapları anında kişisel bilgisayarlarına veya avuçiçi bilgisayarlarına indirebilirler. İçerisinde hızlı bir şekilde sözcük taraması yapılabilmesi ve dilediğinde basılı kitapta olduğu gibi satır altı çizilebilmesi de e-kitabın önünü açan unsurlardan sadece bir kaçıdır.
Elektronik kitap, yazarlar açısından da, büyük fırsatlar sunuyor. Kitaplarını yayınevlerinden çıkarma imkânı bulamayan birçok yazar, kendi kitabını birkaç dakika içinde elektronik kitap olarak hazırlayıp, internette dağıtabiliyor.
Elektronik kitap, basım, dağıtım gibi ek masrafları olmadığından son derece ucuz, çoğu zaman da bedava dağıtılıyor. Elektronik kitapların fiyatları 5-10 dolar arasında değişiyor. E-kitaplar maliyet düşüklüğünün yanı sıra kâğıt kullanılmadığı için de çevreciler tarafından da destekleniyor. Çevreciler, basılı yayınların dünyada kısıtlı olan orman kaynaklarını hızla tükettiğini savunuyor.

Kitap hacmi küçülüyor

E-kitaplarla birlikte kitapların hacim olarak küçüldüğü görülüyor. Örneğin Stephen  King?in internet üzerinden satılan romanı sadece 65 sayfaydı. Yayıncılar açısından bu hacimdeki bir kitabı internet üzerinden yayımlamak çok daha ucuza mâloluyor. Elektronik kitapların en büyük avantajlarının biri de, küçük hacmine rağmen, ciltler dolusu kitabı içerisinde barındırabilmesi. Birkaç yüz gramlık bir cihaz üzerinde ciltlerce kitabı taşımak mümkün olabiliyor.
E-Kitap teknolojisi sayesinde eğitimde de yeni kolaylıklar geliyor. Örneğin, sırt çantalarında bir yığın kitap taşıyan öğrenciler, tek bir e-kitabın içine yüklenen kitap ve defterleriyle okula gidebilir ve bu sayede, kilolarca yük taşımaktan kurtulabilirler.
Getirdiği büyük imkânlara rağmen e-kitapların önünde birçok engel var. Bunların en başında klasik okuma alışkanlıkları geliyor. Birçok okuyucu bir bilgisayar ekranından kitap okuma fikrine şiddetle karşı çıkıyor. Ekrandan uzun süreyle metin okumak gözler için son derece yorucu. Bu duruma karşı e-kitap yazılımı üreten firmalar, kâğıtla aynı görüntü kalitesi veren ve gözü yormayan e-kitap formatları üzerinde çalışmalarını sürdürüyorlar.
E-kitap olgusuna soğuk yaklaşan kesimlerden biri de yayıncılar. Yayıncılar, kitapların elektronik ortama geçmesi ile ticari olarak zayıf düşebilecekleri kaygısını taşıyorlar.

Yayıncılar, e-kitaba soğuk

Genelde yazarlar, yayınevlerinin etkisi altındadır. Yazar, neyi nasıl yazarsa, yayınevinin kitabını basmayı kabul edeceğini çok iyi bilir. Yayınevleri, her kitap için ciddi bir yatırım yaptığını, dizgi, film, kalıp, baskı, ulaştırma, dağıtım, vergi gibi birçok masraf yaptığını düşünerek, bir kitabı yayınlamadan önce incele eleyip sık dokumak zorundadır. Yayıncı, bir kitabı basmayı kabul etmekle büyük bir riske girdiğini, deyim yerindeyse kumar oynadığını düşünür.
Bu nedenle, yazar, yayıncı faktörünü/etkisini/baskısı hiçbir zaman gözardı edemez. Elektronik kitap ise, yayıncı baskısı olmadığı için, herkesin dilediği gibi yazacağı ve kendi kitabını basacağı bir araçtır. Bu açından herkese kendi kitabını yayınlama hakkın verdiği için, fırsat eşitliği sağlar.
Sansür korkusu pazar endişesi gibi nedenlerin yanı sıra çok dar bir kesime hitap ettiği için hiç bir zaman yayınlanamayan kitaplar bu sayede gün ışığına çıkabilir. Raf ömrü haftalar ve aylarla sınırlı olan süreli yayınların arşivleri de kolaylıkla erişilebilir hale gelir. Kendi dijital kitabını kendin yayınla türü firmalar ortaya çıkar ve böylece genç yazarlara daha çok fırsat verilmiş olur.

Niteliksizlik tehlikesi var mı?

Herkesin kendi kitabını masrafsız bir şekilde çıkarabiliyor olması, fırsat eşitliği açısından önemli. Ancak e-kütüphanelerin niteliksiz kitaplarla dolması gibi bir tehlike de doğuyor ister istemez. Yayınevinin bir kitabı yayınlamadan önce yaptığı titiz seçim; nitelik ve içerik kalitesi üzerindeki hassasiyeti, burada devreden çıkıyor. Herkesin kendi e-kitabını birkaç dakikada oluşturduğunu düşünürsek, bilgi kirliliği gibi bir tehlikeye de dikkat çekmek gerekir. Her ne kadar böyle bir tehlike söz konusu ise de, fırsat eşitliği açısından herkesin kendi kitabının yayınlamasına karşı çıkmak mantıksızdır.
Bu durumda, konu yine yayınevlerine dayanıyor. Nitelikli kitap çıkarmalarıyla yayıncılık sektöründe saygın bir yer edinen, kendi çaplarında bir marka olan yayınevlerinin çıkardığı e-kitaplar için böyle bir tehlike söz konusu olmayacaktır. Zaten günümüzde de öyle değil mi? Bir kitabın hangi yayınevi tarafından basıldığı, o kitap hakkında bir fikir edinmemiz için yeterlidir. Bu kural e-kitapta da değişmeyecek.

Basılı kitapların yerini alabilir mi?

E-kitapların, var olan kâğıt ortamın yerini asla alamayacaklarını iddia ediliyor. Bu bir yere kadar doğru bir tespit, haber sitelerinin yakın gelecekte günlük gazeteler veya haftalık haber yayınlarının yerini alamayacağı gibi. E-kitaplar, genellikle çok daha uygun bir şekilde bilgiye ulaşılması ve taşınmasına olanak veriyorlar. Örneğin, bir geziye gittiğinizde, tüm basılı malzemeyi taşımak yerine e-kitaplar ve dijital dergilerle yüklenmiş el bilgisayarını beraberinizde götürmeniz daha akıllıcadır.
E-kitapların internet üzerinden satın alınabileceğini söylemiştik. Okuyucu dilerse satın aldığı e-kitabı, yazıcıdan da bastırabilir. Ancak bu baskı izni konusunda konu tam netliğe kavuşmuş değil. Bazı e-kitap formatları, sadece okuma izni verip, yazıcıdan çıktı alma izni vermiyorlar. İşte sıkıntı burada başlıyor. E-kitaba para ödeyip satın alan okuyucu, çıktı alarak da okumak isteyebilir veya çıktıyı arşivlemek isteyebilir. Bu durumda iki seçenek daha doğrusu iki ayrı fiyatlandırma ortaya çıkıyor.

Ekrandan okursanız daha ucuz

Okuyucu internet üzerinden e-kitabı alırken, tercihini yapacak. Sadece ekrandan okumak için mi satın alacak yoksa, hem ekrandan okuyup hem de çıktı mı alacak. Bu durumda yayıncılara düşen görev, iki ayrı fiyatlandırma yapmak olacak. Sadece ekrandan okumak isteyenler e-kitapları daha ucuza elde edebilirken, ekrandan okumakla birlikte, çıktı almayı da tercih edenler farklı bir fiyat ödeyecekler. Çünkü bu durum, söz konusu kitabın kâğıt nüshasının satışını olumsuz etkileyecektir.
Gelecekteki yayınevlerinin bayileri olan kitabevlerine kitapları basılı halde değil, e-kitap formatında göndermesi planlanıyor. Bayi, kendisine ulaşan e-kitabı, bu haliyle satabileceği gibi, dileyen okuyucu için anında basarak ciltleyebilecek.
Diyelim internet üzerinden bir e-kitap satın aldınız. Aradan birkaç yıl geçti ve bu kitaba bazı ekler yapılarak yeni baskısı yapıldı. Söz konusu durum, basılı kitapta olsa, bu kitabın yeni baskısını satın almak zorundaydınız. E-kitapta ise, daha önce kitabı edinmiş olduğunuzdan küçük bir miktar ödeyerek, kitabı internet üzerinden güncelleyebilirsiniz. Öte yandan e-kitap, basılı kitapların aksine ek olarak ses, görüntü ve etkileşimli bağlantılar da içerir.
Hem yayıncı hem de okuyucuyu yakından ilgilendiren e-Kitap konusuna gelecek ay devam edeceğiz.

Melih Bayram Dede, Polen, Mayıs 2005.

Author: Melih Bayram Dede Categories: Polen Tags:

Korsan kitaplar sanal âleme indi

Cuma, 13 Eki 2006

Eser sahibi ve yayıncıların en büyük sorunu korsan kitap. Büyük emekler vererek hazırlanan kitapların bir gecede çoğaltılıp işporta tezgâhlarına düşmesi bilindik hikâye. Şimdi de çok satan kitapların elektronik nüshaları internette korsan olarak dağıtılıyor.

Elektronik kitapların yayıncı ve eser sahibinin emeklerini çalmaya bir etkisi var mı? Bu açıdan değerlendirildiğinde, bilgisayar korsanlarının ücretli satılan e-kitapları internet üzerinden ücretsiz dağıtıyor olması endişesi birçok yayıncının korkulu rüyası. Nasıl matbu (basılı) bir kitapta, yayıncı eseri çeşitli aşamalardan geçirerek kitap haline getiriyor ve dağıtım yoluyla okura ulaştırıyor ve bu süreçten hem eser sahibi hem de yayıncı gelir elde ediyorsa, aynı süreç ücretli satılmak üzere hazırlanan e-kitaplar için de geçerli.
Türkiye’de piyasada satılan kitapların hem matbu hem de e-kitap halinde satılması pek rastlanmış bir şey değil. Ancak yurtdışında bunun tecrübeleri yaşandı. Adobe Acrobat yazılımıyla PDF formatında oluşturulan ve sadece satın alanların okuyabilmesi için şifrelenen e-kitapların şifreleri Dmitry Sklyarov adlı bir Rus internet korsanı (hacker) tarafından kırılmış ve normalde ücretli satılan e-kitaplar ücretsiz olarak internette dolaşır olmuştu. Geliştirdiği yazılıma, ?Advanced e-book processor? adı veren Sklyarov, öncelikle PDF dökümanlarının şifreleme mekanizmasının güvenilirliğini sarsmış, bu da Adobe şirketinin imajını olumsuz yönde etkilemişti. Adobe firması olay üzerine hemen harekete geçti ve Las Vegas?ta yapılan DEF CON Hacker Konferansı?na katılan Sklyarov, burada FBI tarafından telif haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklandı. Birleşik Devletler Telif Hakkı Kanunu?nu (DMCA) ihlal etmekle suçlanan Sklyarov, konferansta yaptığı konuşmada dijital kitapları kopyalayan, kağıda basabilen ve diğer bilgisayarlara transfer edilebilen bir yazılım geliştirdiğini övünerek anlatmıştı. Sklyarov daha sonra 50 bin dolar kefaletle serbest bırakıldı.

Metal Fırtına?nın e-korsanı nette geziyor

Diğer yandan konunun bir de yayıncıların dışında kalan ayağı var. Bir çok ?Robin Hood? fikirli kişi bugün, piyasada çok tutan kitabı, e-kitap olarak hazırlayıp (veya yayıncıya gönderilen dosyasını ele geçirip) internetten bedava dağıtıyor. Örneğin çok satan bir kitabın, yayınevine gönderilen birebir Word dosyasını internette görünce acaba yayınevinde köstebek mi var diye düşünmeden edemiyor insan. Bir başka ihtimal de, yazarın çevresinde bir köstebek olma ve dosyayı internete sızdırma ihtimali. Her ne şekilde olursa olsun, yazar ve yayıncının rızası olmadan bir kitabın bedava internetten dağıtılması doğru değildir.
Bugün Google’da ?bedava e-kitap? diye bir arama yapsak, çok sayıda popüler kitabı rahatlıkla PDF gibi formatlarda edinebileceğimizi görürüz. Bunun son örneği, gündem yaratan ve büyük ilgi gören Metal Fırtına. Söz konusu kitap, bedava edinilebilecek e-kitaplar arasında başı çekiyor. Yayıncısı tarafından bedava dağıtılmak üzere hazırlanmış bir kitabın internetten dağıtılmasına kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak, yayıncısının izni olmadan, korsan yollarla edinilmiş kitap metinlerinin internetten dağıtılması suçtur. Hem yazarın, hem yayıncının emeği bu şekilde çalınmış olmaktadır. Bu konuda henüz yasal bir mücadele başlatılmış değil. Çünkü bu durumun yol açtığı zarar, yayıncıları sarsacak kadar büyük boyutlara ulaşmadı henüz. Oluşan zarar en azından işportada satılan korsan kitabın verdiği zarar kadar büyük değil. Zarar büyüdükçe hukuki bir mücadeleye sahne olabilir yayıncılık dünyası.

İlk elektronik kitap hangisi?

Her konuda ?ilk?ler dikkat çekmiş, zaman zaman da tartışma konusu olmuştur. Elektronik kitap konusunu araştırırken, Türkiye’de ilk elektronik kitabın hangisi olduğu konusunda da bir fikir ayrılığı gözlemledim. 1990?lı yıllarda e-kitap yayınlayan kişiler arasındaydı bu ihtilaf. Olaya farklı bir açıdan bakarak bu sorunu çözümleyebiliriz.
Elektronik kitaplar aslında yeni bir olgu değil. Bilgisayarlar ortaya çıktığından, daha doğrusu yaygınlaştığı 1970?li yıllardan bu yana çeşitli formatlarda bilgi, bilgisayarlar arasında el değiştiriyor. Bu bilgi içeren dosyaların bilgisayarlar arasında dağıtıldığı düşünüldüğünde herhangi bir kitaba, Türkiye’nin ilk e-kitabı demenin doğru olmayacağı gerçeği ortaya çıkar. Çünkü, ister bir bilgisayar ya da bir yazılım kullanmayı anlatan 5-10 sayfalık bir dosya bile olsa, bu e-kitap olarak tanımlanabilir.
Eğer, sözkonusu uyuşmazlık, Acrobat PDF veya Microsoft Reader ile yaratılmış e-kitap dosyalarındaki ilk olmak ise, bunu tespit etmek neredeyse mümkün değil. Ve bir o kadar da gerekli değil.
Bir dönem Cumhuriyet gazetesi de, okurlarına verdiği kitapları aynı gün web sitesinden zip formatında e-kitap olarak da dağıtıyordu. Bu anlamda, Cumhuriyet gazetesini de, Türkiye’de e-kitap alanında öncü kabul etmek gerekir.
Türkiye’deki en büyük iki internet kitapçısından biri olan Ideefixe?in yayınladığı ve satışını yaptığı ilk e-kitap, Ahmet İnam?ın Pan Yayıncılık?tan çıkan ?Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair? adlı eserinin bazı bölümleridir. Ideefixe?te, Hakan Günday?ın ?Kinyas ve Kayra? adlı eserinin de 50 sayfalık bölümü e-kitap olarak bulunmaktadır.

Türkiye’de e-kitap denince altkitap.com akla gelir

Bunların yanısıra Türkiye’de e-kitabın gelişmesi için faaliyet gösteren bir site var: Altkitap.com. Bu site, elektronik kitap yayıncılığı yapıyor. Şu anda kadar yayınlanan elektronik kitapların indirilip okunabildiği Altkitap.com, eserini e-kitap olarak yayınlatmak isteyenlere de yardımcı oluyor. Altkitap.com?un en dikkat çekici yönü, eserlerin yayın öncesi ciddi bir editöryal değerlendirmeden geçirilmesi.
Bir başka dikkat çeken elektronik kitap sitesi ise www.exlibrary.com adresinde ziyaretçilerini ağırlıyor. Konuyla ilgili hem genel ve teknik bilgi, hem de e-kitap örnekleri içeren siteyi, bu alanda arayıp da bulabileceğiniz en geniş kaynak olarak nitelemek yanlış olmaz. Elektronik kitap konusunda bilgi veren ve ücretsiz e-kitap hazırlama ve dağıtım hizmeti veren bir site ise www.ekitap.gen.tr adresinden yayında. Sözkonusu sitede, kendi e-kitabınızı oluşturmak için gerekli bilgiler ve e-kitap konusunda makaleler bulabilirsiniz. Kitabını yayınlatma imkânı bulamayan bir çok yazar da kendi adına açtığı sitelerde kitaplarını web üzerinden okuma imkânı sağlıyor. Bu sitelerden biri de, Ali Targa?nın kitaplarını okuyabileceğiniz www.alitarga.com. Sitede, bilimkurgu romanları yazan Targa?nın şimdilik iki kitabını okumak mümkün. Targa?nın diğer kitaplarının siteye yüklenmesi için ise çalışmalar sürüyor.

E-kitabın geleceği karanlık mı?

Clickshare adlı şirketin Genel Müdürü James B. Shaffer, e-kitap yayıncılığının geleceğini karanlık gördüğünü söylemişti. Washington DC?de düzenlenen ?e-Book 2000 Konfreansı?nda konuşan Shaffer, basılı kitapları kastederek, ?Düzleştirilmiş ölü ağaçtan imal edilenler hala revaçta ve çok daha ilerde? demişti. O günlerde e-kitap daha çok yeniydi. Aradan 1 ay gibi bir süre geçtikten sonra internetteki ilk ve en büyük kitap mağazası, Amazon.com e-kitap satışına başladığını duyurdu.
İnternetteki ilk kitap mağazası olan Amazon.com, e-kitap satışına 2000 yılının Aralık ayında başladı. Oysa, Amazon.com?un kurucusu Jeff Bezos, daha önce yaptığı bir açıklamada e-kitaplarda gelecek görmediğini söylemişti. Amazon e-kitap mağazası Microsoft Reader, Adobe Acrobat Reader ve Adobe Reader formatlarını destekliyor. Amazon.com Kitaplar Genel Müdürü Lyn Blake e-kitap satışına başlamalarıyla ilgili Internet.com?a yaptığı bir açıklamada, ?E-kitaplar okurlara herşeyiyle yeni bir dünyanın kapılarını açıyor? demişti. Bu olgu kuşkusuz, okurlar açısından olduğu kadar yeni ticari potansiyel olduğu için de önemliydi.
Amazon.com?un yanısıra, onun en büyük rakiplerinden Barnes & Noble.com da e-kitap mağazası açtı. Barnes & Noble.com’un, basımdan sorumlu başkan yardımcısı Michael Fragnito, Adobe ile e-kitap formatı konusunda anlaştıklarında, ?Adobe PDF’nin kullanımı, okuyuculara, matbaadan çıkmış bir kitap okumakla aynı görsel deneyimi yaşama olanağını tanıyor ve fakat bunun yanında etkileşimliliğin, ek faydasını ve yayıncılar için basıma izin verip vermeme tercihi sunuyor? açıklamasında bulunmuştu.

Ödüle değer e-kitap bulunamamış!

Geçen yazıda, e-kitapta niteliksizlik tehlikesine dikkat çekmiştim. Bunu doğrulayan bir gelişmeyi geç de olsa öğrenmiş bulunuyorum. Bilgi Yayınevi 2003 yılında şiir dalında ekitap yarışması düzenlemişti. Bu yarışmanın sonuçlarını gözden kaçırmışım. Meğer, 28 Şubat 2004 tarihinde yarışma sonuçlanmış ve yüzlerce dosyadan hiçbiri (niteliksiz nedeniyle olmalı) ödüle değer bulunmamış. Bilgi Yayınevi, yüzlerce dosyadan sadece 126’sının değerlendirmeye alındığını belirtiyor konuyla ilgili web sitesinde. (Bknz: http://www.kitap.gen.tr) “Seçici kurul, tarafından değerlendirmeye alınan dosyalar içinde ne yazık ki ödüle değer eser bulunamadığından, çoğunluk kararıyla bu sene ödül verilmemesi kararlaştırılmıştır.” cümlesi herşeyi açıkça özetliyor. Peki bu seçici kurulda kimler varmış derseniz, işte isimler: Ahmet Özer, Attilâ İlhan, Biray Üstüner, Cevat Çapan, Hidayet Karakuş, Hüseyin Yurttaş ve Sunay Akın.

Su akar yolunu bulur

Çıkan bu sonucu, ?Diğer yarışmalarda da ödüle değer ürünler bulunamadığı oluyor? diye de değerlendirenler olabilir. Ancak burada ben, e-kitap oluşturulma sürecindeki bir sorundan bahsedeceğim. Normalde yayınevlerinde bir editöryal süreç ve tashih aşamasından söz edilirken, herkesin kendi kitabını aceleyle PDF (ya da başka biçime) formatına dönüştüreyim diye acele davrandığını düşünüyorum. Sorunun, kitapların bir ön okuma sürecinden, yazarının dışında başka biri tarafından değerlendirilme işlevinden yoksun hazırlanmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ancak yine de tüm bu yazdıklarım, bir durum tespiti yapmaktan ibaret, e-kitap konusunda karamsar davranmaya hiç gerek yok. Su akar yolunu bulur.

Melih Bayram Dede, Polen, Haziran 2005.

Author: Melih Bayram Dede Categories: Polen Tags:

İnternette yer altı faaliyetleri

Cuma, 13 Eki 2006

Askeri bir araştırmanın sonucu olarak doğan ve bilgisayarları birbirine bağlayan internetin halka açılması, bu sistemi istismar edebilecek kişileri de gündeme getirdi. Kimi, çıkar elde etmek; kimi, şöhret olmak; kimi de egosunu tatmin etmek için çalışıyor.

Son yıllarda adını ve eylemlerini çokça duyduğumuz, gazete ve dergilerde okuduğumuz bilgisayar korsanlığı (?hacker?lık) hakkında bilgi eksikliği olduğunu gözlemliyorum. Öncelikle bilgisayar korsanlığı kavramıyla başlamalıyız. Bilgisayar sistemlerine, yasal olmayan yollardan giren ve bu sistemlerdeki bilgiye izinsiz erişen, dolayısıyla yasalarda ?yetkisiz erişim? olarak tanımlanan suçu işleyen, eriştiği bilgileri değiştiren, silen, kopyalayan, dağıtan, bilgisayar sistemlerine zarar vererek bu sistemlerin çalışmasını engelleyen kişilerin yaptığı işin genel adına ?hacker?lık deniliyor. Daha derine inilirse, konunun ?hacker?, ?cracker?, ?siyah şapkalılar?, ?beyaz şapkalılar? gibi bir çok kategoriye ayrıldığını görürüz. Fazla derine dalmadan devam edelim.

Hikâye, telefon ‘hack’iyle başladı

Peki bu işin tarihi nerede başlıyor? Tarih derken çok eski değil elbette. İnternetin çıkışından bir süre sonra ?hacker?ların da net dünyasına girdiği söylenebilir. İlk ‘hack’ olayı olarak kayıtlara geçen şöyle bir olay var. John Draper adında bir Vietnam gazisi, 1971 yılında, Cap?n? Crunch marka bir mısır gevreği kutusundan çıkan promosyon düdüklerini telefonun ahizesine doğru üfleyince bedava telefon görüşmesi yapabildiğini keşfetti. Söz konusu düdük, 2600 Megahertz tonda ses çıkartıyor ve bu sayede ankesörlü telefonda süresiz bedava görüşme yapılabiliyordu. Bu olay, tarihte ilk ‘hack’ olarak kabul ediliyor. Günümüze gelindiğinde ise ‘hack’ çeşitli aşamalar kat etti.

Şu anda ‘hack’in şeklinde büyük değişiklikler olsa da amaç, temelde çıkar sağlamaya dayanıyor. O dönemde, amaç bedava telefon görüşmesi yapmaktı, şimdi ise kredi kartı şifreleri çalarak veya internet bankacılığı sisteminden hesaplara girerek haksız kazanç elde etmek.
olarak nitelendirilebilecek sızmalar yaşanıyordu. Askeri bir araştırmanın sonucu olarak, bilgisayarları birbirine bağlayan internetin halka açılması, bu sistemi istismar edebilecek kişileri de gündeme getirdi. Kimi, kendisine çıkar elde etmek; kimi, şöhret olmak; kimi de kendi egosunu tatmin etmek için, geceler boyu bilgisayar sistemlerine sızmaya, zarar vermeye başladı.

İyi niyetli ‘hacker’lar da var

Tüm ?hacker?ların kötü niyetli olduğunu tabii ki söylemek istemiyorum. Bazı ?hacker?lar, bilgilerini başkalarıyla paylaşır, sisteminde bir güvenlik açığı bulduğu şirketi ya da kurumu uyarır, bilgilendirirken, bazısı da, böyle bir iyi niyet göstermeksizin, sızdığı her sistemi dağıtmayı, tüm verileri silmeyi tercih eder.

Böylesi bir saldırıda veri kaybının sonuçları tahmin edilemeyecek kadar büyük olabilir. Bir bankanın tüm müşterilerine ait kredi kartı bilgileri ve şifreleri ele geçirilmiş, bir şirketin elektronik ortamda tuttuğu tüm mali ve idari kayıtları silinmiş olabilir. Kurumsallaşmış şirketlerde tüm bu verilerin birkaç yedeği mutlaka vardır. Hatta deprem, sel gibi olağanüstü felâketlere karşı önlem olarak farklı kıtalarda veriler saklanmaktadır. Verileri kopyalanarak ele geçirilen bir banka ise, bu durumdan ne zaman haberdar olacaktır? ?Hacker?lar, bir uyarı yapana kadar böyle bir olaydan, kopyası alınan verilerin kötü amaçla kullanıldığından büyük ihtimalle haberi olmayacaktır.

Bankaların başı dertte

Türkiye’de işlenen bilişim suçlarıyla ilgili konuşursak, ülkemizde, başı en çok dertte olan kurumların bankalar olduğunu söylemek mümkün. Kredi kartı yoluyla yapılan olaylarda azalma gözlense de, genellikle hesaplar arası havalelerden şikâyetler geliyor. Bir bankanın internet şubesi hizmetinden yararlanan biri, hesabından tanımadığın birine havale yapıldığını fark ettiğinde iş işten geçmiş olabiliyor. Başlangıçta, bankalar itibarları sarsılmasın diye olayları gizli tutmaya ve mağdur olan müşterinin zararını ödeme yolunu seçtiler. İnternet bankacılığı kullananların sayısı arttıkça ve bu kullanıcıların çoğu da yeterli bilgiye sahip olmayınca, bankalar işin içinden çıkamaz oldu ve bu tür olaylarda, ?Sorumluluk internet bankacılığı hizmetini kullanan müşteridedir? yaklaşımını benimsediler.

Oltaya düşenler büyük zarara uğruyor

Gerçekten de, bankaların güvenlik açısından bazı zaafları olabilmesine rağmen, olaylarda genelde müşterilerin ihmalleri önemli rol oynuyor. ?Olta mesajlar? olarak nitelendirilen, bankadan gelmiş gibi görünen elektronik postalarla şifrelerin çalınması buna en güzel örnek. Bankalar defalarca, ?Müşterilerimizden kesinlikle, e-posta yoluyla şifre talep etmiyoruz? diye uyarılar yapsa da, ?Banka bilgilerinizi güncellemeniz gerekiyor. Lütfen buraya tıklayıp, bilgi formunu doldurun!? gibi bir ibareye çoğu kişi kanıyor. Karşılarına çıkan formda da, ad, soyad, müşteri kodu, hesap numarası, internet bankacılığı şifresi gibi bölümlerin karşılarını eksiksiz dolduruyorlar! Böyle ?olta?ya düşenlerin, şikâyete hakkı olmadığını düşünüyorum. Ancak şunu da söylemeden geçmeyelim. Bankalar da, internet bankacılığı hizmeti verdiği müşterilerini bilgilendirmekte daha hassas davranmalı.

Türk Telekom?u alan şirketin sitesine saldırı

Konunun bir başka boyutu ise, siyasi olarak değerlendirilebilir. ?Hacker?lar zaman zaman kimi ideolojik amaçlar etrafında faaliyet gösteriyorlar. Bunlar içerisinde ulusalcılar öne çıkıyor. Bu anlamda, ulusalcı, milliyetçi ve devletçi bir ?hacker? kitlenin varlığını görüyoruz. Yıkıcı ve bölücü siteleri çökerten milliyetçi gruplar olduğu gibi, devletin ihale ile sattığı Türk Telekom’u alan Saudi Oger?in sitesine Atatürk resmi yerleştirebilecek kadar özelleştirme karşıtı ulusalcı gruplar da görülebiliyor. Bunlara ilâve olarak, porno sitelerle mücadele eden muhafazakâr bir ?hacker? gruptan da söz etmek mümkün. Bunları sıralamışken, Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayından sonra bazı Amerikan sitelerinin çökertilmesi girişimini de hatırlatalım.

?hacker?lık son zamanlarda geçim kaynağı oldu!

Sitelerin çökertilmesi olayının son zamanlarda bir ?geçim kaynağı? olduğunu da görüyoruz. Bazı ‘hack’ grupları, ?Biz bölücü-yıkıcı siteleri çökerterek, vatana hizmet ediyoruz. Şu hesaba bağışlarınızı bekliyoruz? gibi mesajlar gönderiyorlar. Bu görülmüş şey değildir. Hiçbir ‘hack’ grubunun, şu ana hesap numarasını verdiği ve para istediği görülmüş değildir. Uyanık olmak lâzım!

Kendini yakalattırıp, isim yapanlar var

Şöhret olabilmek için, ‘hack’ faaliyetine merak salan ve fazla bilgi ve birikimi olmamasına rağmen, usta ?hacker?ların geliştirdiği hazır yazılımları kullanarak, bazı bilgisayarlara giren kişiler de var. Şöhret olabilmek için kendini yakalattıranlar bile olduğu biliniyor. Bunun nedeni ise, bir ?hacker? adayı, gerçekleştirdiği eylem nedeniyle gözaltına alındığında ya da tutuklandığında, yaptığı iş çok küçük bile olsa, bilgisizlik nedeniyle, bu olaylar basına abartılı bir şekilde yansıyor. Hatta bu haberlerde gizli veya açıktan bir övgü de görülüyor. ?Adanalı, marulcu bir ailenin oğlu, dünyaca ünlü yazılım devi Microsoft?u vurdu!? gibi üsluplar kullanılabiliyor. Bu tür haberlerle nam salan ?hacker? adayı çeşitli şirketlerden, bilgisayar sistemlerini güvenlik açısından test etmek için işe alınabiliyor. Özetle, ?hacker? adayları, yakalanarak haber oluyorlar, isim yapıyor ve ardından iş teklifleri yağmaya başlıyor.

Devlet kendi işini, kendisi görür

Öte yandan Türkiye’de profesyonel bir şekilde devletten para alarak bu işi yapanların olup olmadığı zaman zaman gündeme geliyor. Resmi olarak devletten para alarak, çeşitli siteleri çökertenlerin olduğunu söylemek güç. Birincisi, devletin çeşitli birimleri, kendi işlerini kendileri yapacak kadar bilgi ve birim sahibi kişilerle çalışıyorlar zaten. Bu konuda da gayet iyi noktadalar. Kendi işlerini kendileri görebiliyorlar. Olayın ikinci aşamasında, dışarıdan devletin belli odakları için faaliyet gösterenler olabilir. Bunlarda ise resmi olarak bir alışveriş söz konusu olamaz. Devletin yaptığı, sadede amacına uygun olarak hareket edenleri engellememek, önlerini açmak olabilir.

Dezenformasyon amaçlı faaliyetler

İnternetin ‘hack’ boyutu yanında dezenformasyon amaçlı kullanımı da söz konusu. Bugün, bir çok site ve haber grubunda özellikle, Kemalist, milliyetçi, ulusalcı yapılanmalar ve dezenformasyon amaçlı mesajlar dolaşıyor. Örneğin, defalarca Kandil Dağı?nda olduğu kanıtlanmasına rağmen, hâlâ haber gruplarında Türkiye’de bir PKK Şehitliği bulunduğu ve buraya ilgili belediyenin elektrikli aydınlatma hizmeti verdiği gibi bir mesaj gelmeye devam ediyor. Ya da ?Vatan elden gidiyor? gibi gerçek hayatta adamın kodese tıkılmasına neden olabilecek söylemdeki mesajlar kitleleri sürüklüyor. Bu tür haber gruplarının, belli kesimler tarafından sistemli bir şekilde yönetildiği ve belli amaçlara hizmet ettiğini söylemek zorundayım. Bunlar psikolojik harp planının bir parçası. Kimin ?psikolojik harp?i olduğunu ise sormayın, bilmiyorum!

Melih Bayram Dede, Polen, Eylül 2005.

Author: Melih Bayram Dede Categories: Polen Tags:
Improve the web with Nofollow Reciprocity.