arşiv

‘Eğitimbilim’ kategorisi için arşiv

Guliverin Gezileri’nden doğan dev: Yahoo!

Salı, 18 Ara 2007

İki üniversiteli genç, internette ziyaret ettikleri adreslere daha kolay ulaşabilmek için bir liste oluşturdu. Ve bu liste gelen katkılarla kısa sürede çığ gibi büyüdü, internete açıldı. Şimdi bu liste koskoca bir yeni ekonomi devi olarak karşımızda duruyor.

1968′de Tayvan’da doğan Jerry Yang’ın ailesi, o 10 yaşındayken ABD’nin Kaliforniya eyaletine taşındı. O dönemde, bildiği tek İngilizce kelime “shoe” (ayakkabı) olsa da, başarılı bir lise öğreniminin ardından Stanford Üniversitesi’ni kazandı. Sadece dört yıl içinde, elektrik mühendisliği dalında lisans ve yüksek lisans yaptı. Ama kendini hala “tembel” bir öğrenci olarak tanımlıyor.
Ondan iki yıl önce Wisconsin’de doğan David Filo ise, Tulane Üniversitesi’ndeki bilgisayar mühendisliği öğreniminin ardından, Stanford Üniversitesi Elektik Mühendisliği Bölümü’ne girdi. Sessiz, heyecanlı ve teknik yönden son derece yaratıcı biri olarak tanımlanan Filo, 1993′te Japonya’nın Kyoto kentinde, Stanford Üniversitesi tarafından düzenlenen doktora programı sırasında Yang ile tanıştı.

Sevilen sitelerin listesiyle başladı

Kısa bir sürede iyi arkadaş olan Yang ve Filo en sevdikleri sitelerin bir listesini yapma, ders notu saklama ve arşivleme amacıyla bir web sayfası tasarladı. Bu sayfa sadece üniversite bilgisayar ağı üzerinde yer alıyordu. İkilinin not aldığı adresler yüzü geçince, bunları Netscape ve Mosaic web tarayıcısında hiyerarşik kategorilere ayırabilecekleri küçük bir program yazdılar. Listeyi kendi sitelerine koyan ikili, altı ay kadar sonra, ziyaretçilerin de buraya ek yapabilmesini sağlayınca, gerisi çorap söküğü gibi geldi.
İnsanlar, en sevdikleri siteleri Yahoo’ya ekleyip, mevcut veritabanının hızla büyümesine yardım ederek sitenin gelişmesini sağladılar.

Üniversite sunucuları kaldıramadı

Bir süre sonra çok başarılı bir uygulama olduğu görülünce, bütün üniversite tarafından kullanılmaya başlandı. Ziyaretçi trafiği ve siteye olan talep öylesine yoğunlaşmıştı ki, üniversite yönetimi, Yang ve Filo’dan sistemlerini başka bir yere taşımalarını istedi. Bu noktada bir karar vermek zorunda kalan ikili, Harvard’da okuyan bir arkadaşlarının yardımıyla bir iş planı yaptı ve 1995 Mart’ında okulu bırakarak California Sunnyvale’de bir ofise taşındılar. Yahoo, kısa sürede büyüyerek adeta sanal bir imparatorluk halini aldı. Yahoo bugün e-postadan sinema sitelerine kadar çok farklı dalda servis veren bir portal haline geldi.

Kaba saba, gelişmemiş

İlk olarak ‘Jerry’nin İnternet’teki Rehberi’ (Jerry’s Guide to the World Wide Web) adını taşıyan şirketin, pazarlama adı olarak, Yahoo seçildi. İkili bu adı sözlükten bulmuştu. Yahoo; yani, “Yet Another Hierarchical Officious Oracle.” (Bir Başka Hiyerarşik, Ukala Nasihatçi) Tamlamanın başındaki “Yet Another” (Bir Başka) bölümü, hiç kuşkusuz Unix araçlarından “yacc” (Yet Another Compiler Compiler) için yapılan bir göndermeydi. Ayrıca “Yahoo” sözcüğünün, 18. yüzyılda İngiliz romancı Jonathan Swift’in yazdığı Gülliver’in Gezileri adlı kitapta geçtiği gibi, “Asi, toy, görgüsüz, kaba-saba, gelişmemiş” anlamlarına da gelmesi, bu ismi seçmelerinde etkili oldu.

Sermaye buldu ve büyüdü

Yang ve Filo, bu işe giriştiklerinde kimse Yahoo’ya şans tanımıyordu. Yahoo kurulduğu dönemlerde ayakta olan ve daha sonra Microsoft’un rekabetine yenik düşen Netscape’i hatırlarsak, Yahoo’nun internetin ilk günlerinden bu yana varlığını sürdüren ender şirketlerden biri olduğu gerçeğini daha iyi anlayabiliriz. 
Yang ve Filo, Stanford Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği yüksek lisansını sürdürürken, Nisan 1995′te Apple ve Cisco’da da yatırımları bulunan yatırım şirketi Sequoia Capital’i ikna etmiş ve Yahoo’ya 2 milyon dolar kaynak sağlamıştı.
12 Nisan 1996′da, 49 çalışanıyla halka açılarak 13 dolardan satışa çıkan hisseleri, gün sonunda 33 doları buldu. 1999′da ise, her hisse 237 Amerikan doları demekti. Bu yılda, şirketin pazar değeri 70 milyar dolar, yıllık kârı 588 milyon dolar olarak açıklandı.

Google ile işbirliği yaptılar

2002 yılından itibaren arama motorunu geliştirmeye girişen firma, Google ile işbirliğine gitti ve 2003′te Overture Services’ı alarak Altavista ve AlltheWeb’i de arama listesine kattı. Ocak 2004′te, Yahoo Araştırma Laboratuarları kurularak, yeni teknolojiler geliştirmek üzere başına Dr. Gary William Flake atandı. Mart 2004′te arama motoruna algoritmalara dayanan yeni bir teknoloji eklenince, Google ile yapılan anlaşma feshedildi. Yahoo, artık her alanda yetkin ve bağımsızdı.
İnternet şirketlerinin yükselişi ve ardından 2000-2003 yılları arasında internet balonun patlamasından sonra gelen ardı ardına çöküşlerden Yahoo da etkilendi. Şirketin değeri 5.2 milyar dolara geriledi. Ama Filo ve Yang mali açıdan da eski, güzel günleri yakalayacaklarından eminlerdi. Ancak kısa süreli bir krizden sonra toparlanan şirket, bugün 50 milyar dolar pazar değerine sahip.
Yahoo’nun ağırlığı ABD’de olmak üzere 28 ülkede toplam 10 bin çalışanı var ve günlük 345 milyon kişiye hizmet veriyor. Türkiye’de ise 3 milyon Yahoo kullanıcısı var.
Yahoo’nun kurucuları Yang ve Filo, şirketin felsefesini ’sürekli kâr yapmak’ olarak açıklıyor. Şirketin kârlılık stratejisinin en önemli yanını masrafları kısmak yani tasarruf oluşturuyor. Bunu ‘cimrilik’ olarak nitelendirenler de var. Ofis binalarını en ucuz renklere boyadıklarını ifade ediyor Yahoo’nun kurucuları; bu nedenle Sunnyvale’deki binalarının duvarları mor ve sarı renkte.
      
Google kadar cömert değil

Çalışanların performansını artırmak için Yahoo’nun kampüsünde basketbol ve voleybol sahaları var. Yahoo çalışanları, iş aralarında veya fazla mesailerinde spor yapabiliyor. Ancak bu konuda Yahoo’nun hiçbir zaman rakibi Google kadar cömert olmadığı belirtiliyor.
Personelinin arabalarının yağ değişim masraflarını dahi üstlenen Google’a kıyasla Yahoo, ‘masrafları kontrol altında tutma’ felsefesini benimsemiş durumda. Ayrıca şaşırtıcı bir ayrıntı daha; Yahoo çalışanlarının yemekleri, diğer şirketlerin aksine ücretli. Bu, Silikon Vadisi şirketleri için hiç de alışılmadık bir durum.
Yahoo’nun harcamaları kısmaya dayalı stratejisi kurucularını çoktan dolar milyarderi yaptı bile. Şirketin yüzde 6.4 hissesini elinde tutan Filo 2.8 milyar, yüzde 4.8 hissesini tutan Yang ise 2.1 milyar doları garantiye almış durumda.
Site e-posta, e-ticaret, haber, eğlence, hava durumu, iş bulma ve arama motoru hizmetleri sunuyor. İlk başlarda rakipsiz olan Yahoo, şimdilerde Google, MSN ve AOL gibi güçlü rakiplerle karşı karşıya. Ancak, Yahoo’nun başında kalmaya devam eden Jerry Yang şirketin şimdiye kadarki başarılarından memnun olduğunu belirtiyor.
Yang, “10 yıl içinde tüketicilerin interneti kullanma şekilleri çok değişti. Bu çok önemli ve heyecanlı bir deneyim oldu” diyor. 

Hedef, geleceğin medyası olmak

Değişen rekabet koşulları, tüm şirketler gibi Yahoo’yu da değişmeye zorluyor. Şirket, 2010 yılında 1 milyar izleyiciye ulaşan, TV şovları ve filmlerin yayınlandığı interaktif (etkileşimli) bir medya devine dönüşmenin planlarını yapıyor.
Silikon Vadisi’ni sarsan büyük krizden önce, internetin gelecekte televizyonun yerini alacağı kehaneti dile getiriliyordu. Hatta bazı şirketler, sadece internette yayınlanacak şov programları ile televizyona rakip olmayı düşlüyordu. 2005′te ise aynı strateji internetin en büyük portalı Yahoo’nun önünde bir kez daha geldi; interneti bir dijital eğlence platformuna dönüştürmekti.

345 milyon kullanıcıya sahip

İnternetin en büyük portalı Yahoo’nun elinde 345 milyonu aşan kullanıcı sayısını servete dönüştürmesi için birçok olanak var. Portalın kullanıcı sayısının 2010′da 1 milyara ulaşması bekleniyor. Yahoo film şirketleri ile işbirliğine giderek, eğlence içeriğini internete taşıyarak, kendisini bir interaktif sinema mecrasına dönüştürme yolunda ilerliyor.
Söz konusu strateji, izleyici sayısı 1 milyar olan bir sinema salonu anlamına geliyor ve Yahoo’yu bir anda dünyanın en büyük medya kuruluşlarından biri yapabilir. Yahoo kullanıcılarının yüzde 75′i genişbant erişim ile internete bağlanıyor, kısaca kullanıcılar sitedeki videoları ve benzeri yayınları indirebilecek teknik düzeydeler.

Yahoo kendi filmlerini çekecek

Yahoo, ABD’de şifreli yayın yapan Showtime kanalının ‘Fat Actress’ adlı dizisini sitesinden yayınladı. Yahoo ayrıca ‘The Apprentice’ ve ‘The Contender’ gibi şov yarışmalarının kamera arkası bölümlerini de yayınlıyor.
Yahoo, ABD’nin en büyük kanallarından ABC’nin üst düzey yönetecisi Lloyd Braun’u transfer ederek kendi şovlarını kendi üretip bunları internet sitesinden yayınlama yönünde ilk adımı attı. Ardından şirketin medya bölümü MGM film stüdyoları ile kampüse taşındı.

Yeni trendlerin öncüsü

Yahoo son olarak hızlı bir şekilde büyüyen bir dijital fotoğraf paylaşım sitesi olan Flickr’ı 35 milyon dolara satın aldı. Flickr, kullanıcıların internette dijital fotoğraflarını değiş tokuş etmelerini sağlayan bir servis ve gelişmekte olan bir trendin öncülerinden.
Yahoo’nun internetin sosyal paylaşım amacına hitap etmek için de kullanıcıların şarkı sözü, görüş ve mesajlarını özgürce yayınlayabilecekleri ‘Yahoo 360′ adlı bir bölüm açtı. Servislerin çeşitlendirilmesi ve kullanıcılar arasında içerik paylaşımı, kişinin o portalda daha fazla zaman geçirmesini ve sonunda ücretli servislere de yönelmesini sağlıyor.
Warner Bros’un eski, Yahoo’nun da şimdiki CEO’su Terry Semel, Yahoo’nun bu yolda en büyük avantajının ‘interaktiflik’ özelliği olduğunu vurguluyor.
Semel, televizyon izlemenin gelecekte daha da interaktifleşeceğini ve internetin daha da çok tercih edilir bir mecra hale geleceğini savunuyor.

(Bu yazı Eğitimbilim dergisinin Nisan 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

Author: Melih Bayram Dede Categories: Eğitimbilim Tags:

Kapalı kapılar ardında

Salı, 18 Ara 2007

Bilgisayar yazılımı konusunda dünya yol ayrımında. Birinci grup Microsoft gibi şirketlerin başını çektiği ‘kapalı kodlu yazılım’ı, ikinci grup ise, Linux camiasının başını çektiği ‘açık kaynak kodlu yazılım’ı savunuyor.

Kişisel bilgisayarlarda en yaygın kullanılan işletim sistemi, Microsoft’un Windows adlı ürünüdür. Daha önce MS-DOS ile hâkim konumda olan Microsoft, şimdi de Windows ailesi ürünlerle, kişisel bilgisayar pazarına yön veriyor, standartları bile kendisi belirliyor. Şirketin kurucusu Bill Gates’in buna ilişkin sloganı ise, ‘We set the standards’. Yani ‘Standartları biz koyarız’.  Piyasada hem standartların tek yönlü olarak konulması, hem yazılım maliyetlerinin artması, hem de yazılımların içeriğinde neler olduğunun, kaynak kodunun kapalı olması nedeniyle görülmemesi, ciddi rahatsızlıklar yaratıyor.

Açık kaynak, değişime açık

Kapalı kaynak kodu kavramı, bir yazılımın içinde ne tür kodların olduğunun görülememesinin yanında, yazılıma müdahale edilemediği için ek geliştirme çabalarının da sadece üretici şirketin inisiyatifinde olması anlamına geliyor. Kapalı kaynak kodlu yazılımlarda, daima üretici firmaya bağımlılık söz konusudur. Her çıkan yeni sürüm için yeniden ücret ödemeniz gerekmekte, paraya dayalı bir bağımlılık ilişkisi sürüp gitmektedir. Açık kaynak kodlu yazılımda ise, genelde ücretsiz olan bu yazılımları aldığınız takdirde, işinizin gerektirdiği şekilde değişiklik ve geliştirme yapma hakkınız var.

Binlerce dolarlık yazılımlar ücretsiz

Açık kaynak kodlu yazılımlar genellikle ücretsiz sunulur. Bu yazılımları internetten ücretsiz indirip, dilediğiniz gibi kullanabilir, dilediğiniz sayıda bilgisayara yükleyebilirsiniz. Örneğin bugün fiyatı 600 dolara dayanan Microsoft Office yazılımının açık kodlu alternatifi olan OpenOffice yazılımını internetten (www.openoffice.org.tr) ücretsiz edinmek mümkün. Aynı şekilde Windows XP ya da MAC OSX gibi ücretli işletim sistemleri yerine Linux’un 400′e yakın türevini internetten ücretsiz edinebilirsiniz. Linux tabanlı bu işletim sistemlerinin Türkçe birçok sürümü mevcut. Bunlara son eklenen halka ise, TÜBİTAK tarafından geliştirilen Pardus işletim sistemi. (www.uludag.org.tr) Pardus, içinde bir bilgisayar kullanıcısının ihtiyaç duyacağı tüm yazılımlarla birlikte ücretsiz sunuluyor.

Genel Kamu Lisansı

Açık kaynak kodlu yazılımlar, ‘Genel Kamu Lisansı’ (GPL: General Public Licence) ile dağıtılıyor. Genel Kamu Lisansı’na sahip yazılımlar, kullanıcısına, yazılım üzerinde değişiklik yapma, paylaşma ve dağıtma hakkı tanır. Bilgisayar camiasını ‘Genel Kamu Lisansı’ ve ‘Özgür yazılım’ kavramlarıyla tanıştıran ise, Richard M. Stallman’dır. Özgür yazılım, açık kaynak kodlu olduğu için geliştirilebilme ve dağıtılabilme özgürlüğü olan yazılımlarla ilgili bir kavramdır. Stallman, 70′li yıllarda bir grup arkadaşıyla birlikte, Massachusetts Institute of Technology’nin (MIT) Yapay Zekâ Laboratuvarları’nda ‘Özgür yazılım’ kavramını ortaya atmıştır. Stallman’ın başını sektiği bu grup, 80′li yılların başına kadar yazılım geliştirici olarak MIT’te görev yapmıştır.

Özgür Yazılım Vakfı

Bu grup, 1984′te tamamen özgür yazılımlardan oluşmuş bir işletim sistemi ve işletim sisteminin araçlarının geliştirilmesi için çalışma başlatmıştır. Grubun başlattığı bu çalışmaya ‘GNU is Not Unix-GNU, Unix değildir’ adı verilmiş ve bu ad GNU olarak kısaltılmıştır. GNU lisansı ile kayıt altına alınan yazılımların bir çatı altında toplanması 1985 yılında gerçekleşmiş, Stallman tarafından Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation-FSF) kurulmuş ve GPL (General Public Licence) adı verilen yazılım lisansı bu gelişmeyle birlikte ortaya çıkmıştır. GPL lisansı, bu lisansla kayıt altına alınan özgür yazılımların özgürlüklerini korumayı amaçlar.

Bedava değil, özgür yazılım

 Linux tabanlı ve GNU lisanslı yazılımlar ‘Özgür Yazılım’ kavramından hareketle, ‘ücretsiz yazılım’ olarak algılanmaktadır. Evet, özgür yazılımlar genellikle ücretsiz olarak sunulur. Ancak, bu yazılımlara teknik destek ve danışmanlık hizmeti sağlayanlar, bu emeklerinin karşılıklarını talep edebilirler. Buradaki yanılgı, İngilizce’de ?free? kelimesinin bir anlamının da ?ücretsiz? olmasındandır. ?Özgür yazılım? kavramındaki ?özgürlük-free?, bilgisayar kullanıcısının bir yazılımı çalıştırma, kopyalama, dağıtma, inceleme, değiştirme ve geliştirme hakkı olmasına işaret eder.

Kapalı kaynakta güvenlik endişesi

Kapalı kaynak kodlu yazılımlarda, içinde ne gibi özelliklerin olduğu tam olarak bilinemediği için güvenlik endişesi de bulunmaktadır. Örneğin kullandığınız kapalı kodlu bir işletim sisteminin bilgisayarınızdaki bilgileri başka bir yere gönderip, göndermediğinden emin olamazsınız. Çünkü kodların bilgisayarınızda ne gibi işler çevirdiğini bilmeniz imkânsızdır. Üretici firmaya güvenmek zorundasınızdır. Oysa açık kaynak kodlu yazılımlarda, kod açık olduğu için içindeki kodların ne gibi işlevler içerdiği satır satır incelenebilmektedir. Açık kaynak kodla yazılım kullanan herkes, kodları inceleme ve değişiklik yapmayı bilemese de, bu yetiye sahip birçok kişi, bizim için kodları satır satır kontrol etmektedir.

Milyonlarca gönüllünün emeği

Bugün, açık kaynak kodlu olarak, Linux işletim sistemi uyumlu ve imece usulü geliştirilen yazılımlar adeta çığ gibi büyüyor. Açık kaynak felsefesinde, bir yazılımın sıfırdan geliştirilmesi gerekmiyor. Kaynağını belirttiğiniz sürece dilediğiniz açık kaynak kodlu yazılımı alıp, ihtiyacınıza göre geliştirebilir ve bunu dağıtabilirsiniz. Burada tek şart, ortaya koyduğunuz bu yeni ürünü sizin de herkese açık kaynaklı olarak sunmanız. Bu felsefeyle, ortaya konulan her ürün, üstüne yeni beyinlerin katkıları eklenerek daha da gelişiyor. Kapalı kaynak kodlu yazılımlarda, yazılımın geliştirilme ve kontrol süreci o şirket içinde olurken, açık kaynakla milyonlarca gönüllü bir yazılıma katkı sağlıyor ve geliştirilmesine emek harcıyor.

Devletler, kapalı koda güvenmiyor

Devletler, kapalı kaynak kodlu yazılımların güvenilir olmadığı görüşündedirler. Microsoft yazılımlarını güvenilir bulmayan birçok ülke, kritik uygulamalarda, Linux tabanlı işletim sistemleri kullanmaktadır. Çin, Rusya, Almanya, Peru, İsrail, İspanya bu ülkelere sadece bir örnektir. Bu ülkeler, Linux tabanlı işletim sistemlerine destek vermiş ve bir bölümü de kendi işletim sistemlerini geliştirme yoluna gitmiştir. Çin ‘Red Flag-Kızıl Bayrak’, Almanya SUSE adlı Linux tabanlı işletim sistemlerine destek vermektedir. Türkiye’de ise başta da belirttiğimiz gibi TÜBİTAK bünyesindeki Ulusal Kriptoloji Enstütüsü bünyesinde Pardus adlı bir Linux türevi geliştirilmiştir.

Bir öğrencinin insanlığa armağanı

Açık kaynak kod ve özgür yazılımdan söz edilince, açık kaynak kodlu işletim sistemi olarak Linux’un hikâyesinden de söz etmek gerekiyor. Linux, Linus Torvalds adlı bir Finli öğrencinin çabası sonucu Minix adlı bir işletim sisteminden ortaya çıkarılmıştır. 70′lerin ortalarında Helsinki Üniversitesi’nde istatistik profesörü olan büyükbabası Leo Toerngvist’in eve bir ‘Commodore Vic 20′ bilgisayar getirmesiyle bilgisayarla tanışan Linus, henüz 12 yaşındayken bilgisayar oyunları yazmaya başlamış bir dahi. Kendini geliştirerek çok geçmeden bilgisayar dilleri üzerine kitaplar edinen Linus, zamanla bilgisayar ve matematiğe tutku derecesinde bağlanmış.

Linux’u 21 yaşında yazdı

Bu zeki öğrenci 21 yaşında Finlandiya’da üniversite okurken yeni bir işletim sistemi geliştirerek, dünyanın bir numaralı yazılım şirketi ve işletim sistemleri alanında bugün neredeyse tekel konumunda olan Microsoft’un sahibi Bill Gates’in rakibi, aynı zamanda da korkulu rüyası oldu. Açık kaynak kodu ile genellikle ücretsiz dağıtılan Linux, zamanla dünyanın imece yöntemiyle geliştirilen en büyük projesi haline geldi. Bu yeni işletim sistemi bugün kişisel bilgisayarlardan devasa sunuculara kadar milyonlarca bilgisayarda sorunsuz çalışıyor. Linus Torvalds, “Sadece iyi bir alternatif değil, Windows platformunun en güçlü rakibiyiz. Artık kimse kötü ve alternatifsiz yazılımlara mahkûm değil” diye konuşuyor.

Birçok şirket Linux’u destekliyor

Bugün IBM, HP, Oracle gibi pek çok şirket Linux yazılımlarını destekliyor. Bu destekte maliyet avantajı, yazılımın gerektiği gibi geliştirilebilmesi, esnekliği etken olsa da yazılım alanında Microsoft merkezli tek kutupluluğa doğru gidişin frenlenmesinin de önemli olduğu açık. Torvalds, bu şirketlerin Linux’a yönelimi hakkında, “Kullanıcı tercihi Linux lehine olmaya başlayınca firmaların bunun önünde durmasını bekleyemezsiniz. Rüzgâr artık Linux lehine esiyor. Microsoft ayak seslerimizi yakından hissediyor” diye konuşuyor.

(Bu yazı Eğitimbilim dergisinin Mart-Nisan 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

Author: Melih Bayram Dede Categories: Eğitimbilim Tags:

Kimliğinize sahip çıkın!

Salı, 18 Ara 2007

Sizinle teknolojiyle birlikte hayatımıza giren konu ve kavramları ele alıyoruz. Bu kez yeni bir kavramla karşı karşıyayız: Kimlik hırsızlığı! Kimlik bilgilerinizi çeşitli yollarla toplayan ve yerinize geçip sizi maddi zararlara uğratan kişilere karşı korunma yöntemleri bu yazıda!

İnternetle birlikte hayatımıza giren yeni imkânlar var. Bu imkânlardan yararlanmanın keyfini sürmekle birlikte, ortaya çıkan bazı olumsuzluklar da olduğunu kabul etmek gerekiyor. İşte bunlardan biri ‘kimlik hırsızlığı’ (Identity Theft) olarak karşımıza çıkıyor. ‘Kimlik hırsızlığı’, kısaca, bireylerin kişisel bilgilerini çeşitli yollarla toplayarak kötü amaçlarla kullanmak olarak tanımlanabilir.
Kimlik hırsızlığı, dolandırıcının kişisel bilgilerin, doğum tarihi, bankadaki ayrıntıları ya da sürücü belgesi numaraları gibi temel parçalarını elde ederek, başkasının kimliğine bürünmesi suçudur.
Bireylere ait, kredi kartı ekstreleri, sosyal sigortalar numarası, kimlik kumarası, kredi veya alışveriş kartı numarası, ehliyet ve pasaport bilgileri ile adres ve telefon gibi birçok bilgi kötü amaçlar için toplanabilir.
Keşfedilen kişisel bilgiler daha sonra yasadışı olarak kredi başvurusunda bulunmak, mal ve hizmet satın almak ya da banka hesaplarına erişim sağlamak için kullanılır.
Dolandırıcılar genellikle insanların doğal olarak kendileri için anlamlı olan, ancak kolayca da tahmin edilebilen (çocuklarının veya evcil hayvanlarının adları, adresler ya da doğum tarihleri) şifreleri seçme eğilimlerinden yararlanırlar.
Cüzdanınızın ya da çantanızın çalınması durumunda içindeki kredi kartı, ehliyet, kimlik, pasaport gibi kişisel bilgilerin başkalarının eline geçmesi halinde başınıza gelenler sadece kredi kartınız ile yapılan harcamaların ödenmesi ile bitmiyor. Sizin kimliğinizi kullanan kişilerin yaptığı yasal olmayan kredi kullanımı, geri ödememe gibi sorunlarla da uğraşmak zorunda kalıyorsunuz.

Bilgilerimiz internette dolaşımda

Türkiye’de internet kullanımının gelişmiş ülkeler düzeyinde olmaması, yeni gelişiyor olması, bu tür vakaların sayısının gelişmiş ülkelere oranla daha az olmasına nedendir. Gelişmiş ülkelerde, kimlik hırsızlığı vakaları her geçen gün artmaktadır.
Amerika Federal Ticaret Komisyonu’na (FTC) kimlik hırsızlığıyla ilgili 2003 yılında yapılan başvuru sayısı 215 bine ulaşmıştır. Bu kişiler, kimlik bilgilerinin çalındığı ya da başkaları tarafından kullanıldığı gerekçesiyle şikâyette bulunmuştur. Komisyona göre, bu tür suçlarda bir önceki yıla göre yüzde 33 artış yaşanmıştır. Yetkililer, eldeki verilerin şikâyette bulunan kişileri kapsadığını, gerçekte ise dolandırılanların sayısının daha fazla olduğunu tahmin ettiklerini belirtiyor.
ABD Genel Muhasebe Bürosu verilerine göre yılda yaklaşık 750 bin Amerikalı kimlik hırsızlığı kurbanı olmaktadır. Kurban sayısının görünenden daha fazla olabileceği tahmin ediliyor. Bunun nedeni ise, mağdurların bir bölümünün, yetkili makamlara başvuruda bulunmaması, bir bölümünün ise, böyle bir olayda kimlik bilgilerinin kullanıldığından haberdar olmamasıdır.

Güven azalıyor

Kimlik hırsızlığı ve bazı kimliklerin taklit edilebilirliği, güvenlik alanında çalışan uzmanları bile tedirgin edecek boyutta. Şifreleme ve güvenlik üzerine uzmanlaşmış RSA Security şirketinin başkanı ve CEO’su Art Coviello, güvenlik endişelerinin internette geri adım atma riskini doğurduğunu belirterek, “Güvenin azaldığını görüyoruz, daha kötüsü, şirketler web üzerinde yaptıkları işleri küçültüyorlar” şeklinde dile getiriyor kaygılarını.
Bununla birlikte, kredi kartlarının kimlik hırsızlığı ve taklit kartlar yoluyla kullanılabilir olması, bankalara olan güveni de azaltıyor. Birçok kişi, bu tür maddi ve manevi kayıplara uğrama riskine karşılık, internet üzerinden yapacağı işlemleri ya azaltıyor ya da terk ediyor.
Yapılan bir araştırmada kimlik hırsızlığı endişesi nedeniyle kullanıcıların yüzde 86’sının çevrimiçi (online) davranışlarını değiştirdiği, yarısından fazlasının kişisel bilgilerini vermekten kaçındığı ve yüzde 25′nin ise internet üzerinden alışverişi terk ettiği görüldü.

Sorun olduğunda ne yapabilirsiniz?

Kimlik hırsızlığı çoğu zaman fark edilmese ve kişilerin bilgileri kendilerinden habersiz kullanılsa bile, böyle bir durumla karşılaşanların yapabilecekleri şeyler var. Öncelikle böyle bir durumla karşılaşanların, banka kartları, kredi kartları ve internet bankacılığı şifreleri gibi önemli girişlerde kullandığı şifreleri değiştirmeleri gerekiyor. Bunun yanı sıra, kredi kartını kullandığınız bankalar ve konuyla ilgili mali diğer kuruluşları bilgilendirmek de hayatî önem taşıyor.
Eğer kimlik ve banka kartlarınızı sanal yoldan değil de fiziki yoldan çaldırdıysanız, hemen bankanızla temas kurarak bu kartları iptal ettirmeniz gerekir. Ayrıca, size en yakın polis karakoluna giderek hırsızlıkla ilgili rapor tutturmanız, ileride sizin kartlarınız kullanılarak yapılacak dolandırıcılıklardan dolayı mağdur olmamanız için şart.

Her garson masum olmayabilir

Bugüne kadar internet tarihine geçmiş en büyük kimlik hırsızlığı olarak nitelendirilen bir olayda, liseden terk, 32 yaşındaki Abraham Abdallah adlı garson, New York polisi tarafından tutuklanmıştı. Yakalandığında evinde 800 sahte kredi kartı ve “işlenmeye hazır” 20 bin boş kredi kartı bulunan Abdallah’ın 200′den fazla üst düzey yöneticiye ait fotoğraf, sosyal güvenlik numarası, doğum tarihi ve adreslerine de sahip olduğu ortaya çıkmıştı.
Polisin verdiği bilgiye göre Abdallah, ülkenin en zengin kişilerine ait kredi kartı bilgilerini, şehir kütüphanelerindeki bilgisayar ve telefonları kullanarak ele geçirmişti. Elindeki bilgilerle tespit ettiği kişilerin yerine geçen Abdallah, bankalara sesli e-posta programı kullanarak talimatlar vermiş ve kurbanlarının kredi kartı bilgilerine ulaşmayı başarmıştı.
Abdallah’ın kişisel bilgilerini kullanarak adlarına kredi kartı düzenlediği 217 kişi arasında Microsoft’un kurucularından Paul Allen, ünlü yönetmen Steven Spielberg, CNN’in sahibi Ted Turner, banker George Soros, Disney’in yöneticisi Michael Eisner ve televizyonların ünlü ismi Oprah Winfrey gibi isimler vardı.
Ünlülerin hesaplarına ulaşmak için interneti ve kredi kartı şirketlerinin raporlarını kullanan Abdallah’ın tarzını şaşırtıcı bulan polis, “çok yaratıcı ve yenilikçi” olarak tanımlıyordu.
Sonuç olarak; kişisel bilgilerinizi korumak için ne kadar çaba sarf etseniz de bu konuda ‘uzman’laşan ‘kimlik hırsızları’ çeşitli yöntemlerle özel bilgilerinize ulaşabilir. Ancak özel bilgilerinizin bu tür işlemlerde kullanılma ihtimaline karşılık, tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.

Kimlik hırsızları nasıl bilgi topluyor?

Yapılan araştırmalara göre kimlik hırsızları bilgi toplamak için genellikle şu yöntemleri kullanıyor:
- Kimlik kartı, kredi kartı ve çeşitli kişisel bilgilerinizin bulunduğu çantalarınızı çalarak,
- Postalarınızı çalarak banka ve kredi kartı ekstrelerinizi, kredi tekliflerini ve vergi bilgilerinizi ele geçirerek,
- Adres değişikliği formu doldurup, postalarınızı başka bir adrese yönlendirerek,
- İşyerinizden özel ya da işle ilgili kayıtlarınızı ele geçirerek,
- Ev hırsızlığı sonucunda kişisel bilgilerinize ulaşarak,
- İnternette paylaştığınız kişisel bilgilerinizi kullanarak,
- Yırtmadan ve parçalamadan çöpe attığınız kredi kartı ekstrelerinizi kullanarak,
- ATM makinelerinde işlem yaparken ‘omuzdan izleme’ yöntemini kullanarak şifrelerinizi öğrenerek,
- Restoran veya çeşitli alışveriş yerlerinde, ödeme sırasında kredi kartlarınızı kopyalayarak.

Bilgilerinizi nasıl kullanıyorlar?

- Kimlik hırsızları, nüfus cüzdanınıza kendi resimlerini monte ederek ve diğer başvuru formlarını da yeniden düzenleyerek kredi kartı ve bireysel kredi müracaatı yapıyor.
- Size ait olan kartlarla ilgili bilgi toplayabilmek için kart bankayı sizin adınıza arayıp, kredi kartı ekstrenizin gönderildiği adresi değiştirip, kendi adreslerine yönlendiriyorler.
- Kredi kartı ekstreleriyle birlikte size bir çok doküman ve fatura yeni bir adrese gönderildiği için, siz bir problem olduğunu fark edinceye kadar kimlik hırsızları sizin bilgilerinizi kullanırlar.
- Adınıza sabit telefon ya da cep telefonu alırlar, çek hesabı açarlar ve karşılıksız çek yazarlar.
- Sizin adınıza sahte çek ve banka kartı üreterek, banka hesabınızı boşaltırlar.
- Adınıza otomobil kredisi alıp, otomobil alırlar ve satarlar.

Korunma yöntemleri

- Kredi kartı ekstreleri ve fatura gibi adresinize gelen postaların sizden başka kimsenin ele geçiremeyeceği bir yere bırakılması konusunda gerekli önlemleri alın.
- Postalarınızı hırsızlıklardan koruyun. Posta kutularına bırakılan postaları en kısa sürece alın ve posta kutularınızın sürekli kilitli olmasını sağlayın.
- Kredi kartı ve faturalarınızın size ulaşmaması halinde en kısa sürede ilgili kurumlarla temas kurarak takibini yapın. Elinize ulaşmayan postalarınız, kimlik hırsızı tarafından çalınıyor veya adresiniz değiştirilerek başka yere gönderilmesi sağlanıyor olabilir.
- Banka kartlarınızda kullanacağınız şifrelerin doğum tarihi, telefon numarası ve ardışık numaralar gibi kolaylıkla tahmin edilebilecek bilgiler olmamasına dikkat edin.
- Sadece gerçekten ve o an ihtiyacınız olacak kartları yanınızda taşıyın
- Telefon görüşmelerinde, e-posta mesajlarında ya da internette karşınızdakinin kim olduğunu bilmediğiniz ya da iletişimi sizin başlatmadığınız durumlarda kişisel bilgilerinizi kesinlikle vermeyin.
- İşiniz biten ve atacağınız faturalar, kredi başvuru kopyaları, sigorta formları, vadesi dolmuş kart ve kredi teklifleri gibi kişisel bilgi içeren evrak ve dökümanları, bilgi hırsızlarının çöp kutunuzdan toplamasını engellemek için, iyice yırtarak kullanılmayacak hale getirin. Mümkünse yakarak imha edin.

(Bu yazı Eğitimbilim dergisinin Ocak-Şubat 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

Author: Melih Bayram Dede Categories: Eğitimbilim Tags:

Çocuklar da internet bağımlısı olabilir

Salı, 18 Ara 2007

İnternet ve bilgisayar yararlı teknolojiler olmalarına rağmen, dozajın ayarlanmaması bazı riskleri beraberinde getiriyor. Bu risklerin en önemlisi de çocukların karşı karşı kalabilecekleridir.

Günümüzde bilgisayar ve internet kullanım yaşı git gide düşüyor. Artık çocuklar genç yaşta bilgisayar ve internetle tanışıyor, oyun oynayıp, internetteki e-posta, sohbet odaları gibi iletişim araçlarını kullanır hale geliyorlar. Yapılan araştırmalara göre, günümüzde internet kullanıcıları arasında en hızlı büyüyen grup okul öncesi çağındaki çocuklardır. Birçok çocuk henüz 6 yaşına gelmeden anaokulunda bilgisayar ve interneti kullanmaya başlıyor. Bu çocuklar okulda gördüklerini evlerinde de talep ediyor ve ailelerinden bilgisayar almalarını istiyor. Ancak 10 yaşın altındaki çocukların kendi başlarını interneti kullanmaları sağlıklı bir şey değildir. Çocuklar, özellikle sohbet odaları ve anında mesajlaşma yazılımlarında (ICQ, MSN Messenger) kendileri ve aileleriyle ilgili bilgileri tanımadığı kişilere verebilir. Bu nedenle, küçük yaştaki çocukların interneti ailelerinin gözetiminde kullanmaları gerekir. Aileler, kendilerini meşgul etmesin diye, çocuklarını televizyon karşısına oturtup, denetimsiz bıraktıkları gibi, internette de aynı yöntemi kullanabiliyorlar. Çocukları internet kullanırken, doğru sitelere yönlendirmek, zararsız içerikler barındıran siteleri tavsiye etmek ailelerin görevlerindendir.

Çocuğunuz, internette ne yapıyor, biliyor musunuz?

Evlerde çocukların bilgisayarı ailelerinden ayrı bir ortamda kullanabileceği şekilde konumlandırmamak gereklidir. Aynı, okul ortamında olduğu bilgisayar da evde ebeveynlerin ile çocukların ortak kullanım alanında olmalı ve aileler, çocuklarının bilgisayar kullanımını gözlemelidir. Çocuğu, internet bağlantılı bir bilgisayarla baş başa bırakmak, aileleri, ileride telâfisi güç durumlarla karşı karşıya bırakabilir. Çocuğu internet kullanımında serbest bırakmak yerine, hangi internet sitelerine girebileceği, ne kadar süreyle internette kalabileceği konularında bilgilendirmek ve kurallar koymak yerinde olacaktır. Çocuğun, kuralsız ve sınırsız bir şekilde interneti kullanmasına izin vermek, doğru bir davranış değildir. 

Bilgisayar kullanımı, beceri kazandırıyor

Etkili bilgisayar kullanan çocuklar hatalarından ders çıkarır, risk alır, sabırlı olmayı öğrenir ve kendi çabasıyla yeni beceriler kazanır. Çocukların evde kullanacakları yazılımların da iyi seçilmesi, bu yazılımların boş vakitleri harcamaktan çok beceri kazandırmaya ve düşünmeye yönelik olmasına dikkat edilmelidir. Aileler haklı olarak, çocuklarının bilgisayar başına kilitlenip kaldığından ve saatlerde ekrandan başka bir yere bakmadığından şikâyet etmektedir. Uzun süre bilgisayar karşısında kalmak tavsiye edilmemektedir. Çocuk, bilgisayarı etkili bir şekilde ve çalışmaları için araç olarak kullanıyorsa endişe edilecek bir şey yoktur. Etkili bilgisayar kullanan çocuklar, hatalarından ders çıkartmakta, sabırlı olmayı ve risk almayı öğrenmektedir. Bu çocuklar, kendi kendilerine yeni beceriler kazanma eğiliminde olup, birbirlerine danışma ve yardımlaşma yönlerini de geliştirmektedirler.

Çocuklar ailenin e-posta hesabını paylaşmalı

Küçük çocukların kendilerine ait e-posta hesapları olmasına aileler izin vermemelidirler. Bu, çocuğun kendisi ve ailesi hakkında tanımadığı kişilere bilgi vermesi ve bunun yol açabileceği olumsuzluklar nedeniyle önerilmemektedir. Küçük yaştaki çocuklar, kendi e-posta adresleri olması yerine ailenin e-posta hesabını paylaşmalıdır. Yaşları ilerledikçe daha fazla özgürlük istediklerinde, kendi adresleri olmasına izin verebilirsiniz. Posta yine ailenizin gelen kutusunda olmalıdır; böylece, çocuğunuzun alabileceği şüpheli iletileri araştırabilirsiniz. İnternet servis sağlayıcından sakıncalı e-posta mesajlarını filtrelemek için sunduğu hizmetleri öğrenerek, gereksiz ve istenmeyen iletilerin yanı sıra kişisel bilgilerinizi çalmak için tasarlanmış sahte e-postaları da engelleyebilirsiniz.

Çocuklarınız sizi örnek alacaktır

İnternet gençler, özellikle de doğrudan iletişim kuramayanlar için müthiş bir araçtır. Bilgisayar kullanmayı bilen çocuklar internette çok popüler olabilir; çünkü internette görünüm ve atletik beceriler o kadar önemli değildir ve böylece özgüvenleri gelişebilir. Ancak, aşırı düzeyde bilgisayar kullanımı çekingen çocukları yaşıtlarından daha da uzaklaştırabilir ya da ev ödevi, alıştırma, uyku veya başkalarıyla zaman geçirme gibi diğer etkinliklere zaman ayırmalarını engelleyebilir. Ebeveynler ve öğretmenler, bu durum ciddi boyutlara ulaşıncaya kadar bir sorun olduğunun farkına varamayabilir. Bunun nedeni çevrimiçi etkinliğin kolayca gizlenebilmesi ve internet bağımlılığının henüz yaygın olarak bilinmemesidir. Ayrıca kendi internet kullanımınızı gözden geçirin. İnternette saatler harcıyorsanız, çocuklarınız da büyük olasılıkla sizi örnek alacaktır.

Aileler için internet kullanım önerileri

1- İnternetin, doğru kullanılmadığında zararlı olabileceği konusunda çocuklarınızı uyarın. Çocuklarınızın, internet hakkındaki düşüncelerini ve bilgilerini günlük olarak takip edebilir, böylece yanlış bildikleri konuları düzelterek onları yönlendirebilirsiniz.
2- İnternete bağlanmak için yalnız sizin bildiğiniz bir şifre kullanabilirsiniz. Böylece çocuklarınızın İnternete ne zaman bağlandıklarından haberdar olabilirsiniz.
3- Bilgisayarı çocuğunuzun odasına koymak yerine, herkesin sık kullandığı bir odaya yerleştirin. Böylece çocuğunuzun, uygun olmayan sitelere gitmesine kolaylıkla engel olabilirsiniz.
4- Beş yaşından küçük çocuklarınızın tek başlarına bilgisayar ve interneti kullanmalarına izin vermeyin. Bilgisayar ve internet kullanma saatlerini sınırlandırarak ve bu saatlerde çocuğunuza eşlik ederek, çocuğunuzun güvenliğini ve denetimini sağlayabilirsiniz.
5- Çocuklarınızın interneti uygun kullanıp kullanmadıklarını, sık kullanılanlar ya da daha önce girilen sayfaların listesini kontrol ederek denetleyebilirsiniz.
6- İnternetin doğru kullanımı hakkında bildiklerinizi, arkadaşlarınızla ya da çocuklarınızın arkadaşlarının ebeveynleri ile paylaşabilirsiniz. Böylece çocuğunuzun, arkadaşlarının evinde de güvende olmasına yardımcı olabilirsiniz.
7- Çocuğunuzu internette tanıştığı kişilerle, hiçbir şekilde telefonda konuşmaması ya da herhangi bir şekilde buluşmaması konusunda uyarın.
8- Eğer internet aracılığıyla çocuğunuzdan bilgi isteniyorsa, (Örneğin siteye üyelik için) sitenin güvenli olup olmadığını mutlaka kontrol edin. Bu bilgilerin ne amaçla kullanılacağını öğrenin ve bu bilgilerin üçüncü şahıslara ulaştırılıp ulaştırılmayacağı konusunda bilgi edinin.

Aile-Çocuk İnternet Kullanım Sözleşmesi

Aşağıdaki kurallara uyacağım:

1- İnternet kullanımı için gerekli kuralları, yani internette nerelere girebileceğimi, neler yapabileceğimi, ne zaman ve ne kadar süreyle (___ dakika ya da ___ saat) çevrimiçi olabileceğimi öğrenmek için annemle ve babamla konuşacağım.
2- Annemin ve babamın izni olmaksızın ev adresim, telefon numaram, annemin ve babamın iş adresleri veya telefon numaraları, kredi kartı numaraları ya da okulumun adı ve yeri gibi kişisel bilgileri kimseye vermeyeceğim.
3- İnternetteyken e-posta iletileri, web siteleri ya da internetteki arkadaşlarımdan gelen mektuplar yoluyla kendimi rahatsız ya da tehdit altında hissetmeme yol açacak bir şey aldığımda, hemen anneme ve babama haber vereceğim.
4- Annemin ve babamın izni olmaksızın çevrimiçi ortamda tanıştığım kişilerle bizzat buluşmayı kabul etmeyeceğim.
5- Annemin ve babamın izni olmaksızın, yabancılara, internet ya da posta yoluyla kendimin ya da ailenin diğer bireylerinin fotoğraflarını göndermeyeceğim.
6- İnternet parolalarımı, annem ve babam dışında kimseye (en iyi arkadaşlarıma bile) vermeyeceğim.
7- Çevrimiçi ortamda iyi davranışlarda bulunacağım ve insanları incitebilecek ya da kızdırabilecek ya da yasa dışı hiç bir şey yapmayacağım.
8- Uygun izni almaksızın disketlerden, CD’lerden ya da internetten hiç bir şey yüklemeyecek, kurmayacak ya da kopyalamayacağım.
 9- Annemin ve babamın izni olmaksızın, internet’te para harcamayla sonuçlanabilecek hiç bir şey yapmayacağım.
10- Anneme ve babama aşağıdaki internet oturum açma ve sohbet adlarımı bildireceğim:

_____________________

_____________________

_____________________

_____________________
 

Adı (çocuk) _______________________ Tarih ____________

Ebeveyn veya veli _______________________ Tarih ____________

(Bu yazı Eğitimbilim dergisinin Kasım-Aralık 2005 sayısında yayınlanmıştır.)

Author: Melih Bayram Dede Categories: Eğitimbilim Tags:

Süper gücün savaş oyunları

Salı, 18 Ara 2007

Askerleri artık, önce bilgisayar başında savaşı tadıyor. Pilotlar, önce yerde bilgisayar başında uçmayı öğreniyor. Irak’a operasyon önce bilgisayar oyunu olarak tasarlanıp, ekran başında simüle ediliyor. Günümüzün bir gerçeğinden söz ediyoruz. Konumuz; savaş oyunları!

Bilgisayar oyunları, sadece bir oyundan mı ibaret? Sanıldığının aksine, bilgisayar oyunları, günümüzde, çok önemli alanlarda simülasyon yani ‘benzetim’ amaçlı kullanılıyor. İster sivil, ister askeri olsun pilotlarının gerçek uçaklarda uçmaya başlamadan önce yerde aldıkları eğitim, bu tür yazılımlarla gerçekleştiriliyor. Amerika Birleşik Devletleri, bu tür savaş oyun ve simülasyonları kullanımı ve geliştirilmesine büyük önem vermekte ve bu yazılımları birçok alanda kullanmaktadır.
ABD Savunma Bakanlığı, Pentagon’da özel bir büro bilgisayar oyunlarına yoğunlaşmış durumdadır. Başlangıçta ‘Çalışmalar, Analizler ve Oyun Birimi’ adı verilen bu merkez daha sonra Ortak Analiz Başkanlığı bünyesine alınmıştır.

Yüzlerce savaş oyunu kullanılıyor

Chris Hables Gray tarafından yazılan ve Türkiye’de Alfa Yayınları tarafından ‘Postmodern Savaş Yeni Çatışma Politikası’ adıyla yayınlanan kitapta yer alan bilgilere göre, dünyanın dört bir yanındaki ordu komutanları olasılık planları hazırlanmak üzere SINBAC (Birleşik Nükleer Savaş Analiz Sistemi) bilgisayar şebekesine bağlanmış durumdadır. RAND Corp., insanlar ya da birbirine karşı oynamak üzere bilgisayar programlarını (‘ajanları’) içeren ve yapay zekâyı temel alan RAND Strateji Değerlendirme Sistemi’yle (RSAS) savaş oyunlarının gelecek kuşağı için yürütülen rekabetten galip çıkmıştır. Bu iki ileri teknoloji yaklaşımı sadece oyun buzdağının görünen kısmıdır. 1982′de yayınlanan eldeki son çalışmaya göre, Pentagon’un elinin altında 363 savaş oyunu, simülasyon, deneme ve model vardı.

Irak’ı işgal oyunu bile yaptılar

İran’ı işgal etmeden önce, Irak ordusu Pentagon’un en önemli bilgisayar danışmanlarından biri olan BDM Corp.’tan yüz binlerce dolar ödeyerek böylesi bir işgal hakkında bir oyun satın almıştı. Kuveyt savaşı öncesinde böylesi yeni bir oyun çıkarıldı. Ortadoğu’ya ABD müdahaleleri yıllardır oyunlaştırılmış ve simülasyon haline getirilmişti. Kuveyt’i kurtarmak için özgün bir plan Irak işgalinden yıllar önce Schwarzkopf’un komuta merkezinde pratikte denenmişti.
Silah sistemlerinin test edilmelerinde bilgisayar model ve simülasyonları kullanılması bu silahların gerçekten işe yarayıp yaramayacağı konusunda endişeler yaratmaktadır. Örneğin, bazı testler sırasında silah sistemiyle düşürülen yapay hedef aslında yerden radyo kontrollü bir mekanizma ile düşürülmektedir. Divad hava savunma sistemi projesi bu nedenle 1.8 milyar dolar harcandıktan sonra iptal edildi.

ABD’nin önde gelenleri savaş oyunu oynuyor

En üst düzey ABD subaylarının böylesi oyunlara katılmaları bunların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Genelkurmay Başkanı her yıl dört ya da beş önemli oyunu seçer. Yüksek rütbeli subaylar oyunlarda bizatihi yer alırlar. 1982 yılında düzenlenen böyle bir oyuna eski Dışişleri Bakanı William Rogers (başkanı oynuyordu), eski CIA Başkanı Richard Helms (başkan yardımcısıydı) gibi parlak simalar ve Fred Ikle (zamanın Savunma Bakan Yardımcısı) ve Walter Stoessel (zamanın Dışişleri Bakan Yardımcısı) gibi sayısız aktif Reagan’cı kadro katılmıştı. Bu özel oyun, bir Sovyet saldırısı sırasında öldürülen sözde Başkan Rogers’ın ardından görevi devralan sözde Başkan Yardımcısı Helms’in, ötekilerin alkışları arasında, SSCB üzerine tam bir nükleer saldırı başlatmasıyla sona ermişti. Gerçek Başkan Reagan zevatı çağırarak kutlamıştır. Simülasyonu yapılan sadece nükleer savaş değildi; uçağı kaldırmadan onu vurup düşürmeye kadar he şey artık oyun olarak kurgulanmakta ve eğitim makinelerinde pratiğe geçirilmektedir.

Savaş oyunlarına milyar dolarlar harcanıyor

1983 yılında ordu ve NASA, uçak simülatörleri, füze talim düzenekleri ve buna benzer aygıtlar için 1,6 milyar dolar harcadı. 1990′a doğru bu rakam en azından üçe katlandı ve toplam küresel simülasyon ve talim işinin üçte ikisi ABD ordusuna aitti. 1993 yılında ordunun on yıllık planı, çoğu simülasyonlara olmak üzere elektronik araçlara 370 milyar dolar harcamaktı.
Ames Araştırma Merkezi’nde önemli bölümlerden biri NASA Army Laboratuvarı’dır. Burada sıcak savaş içinde uçan helikopter simülasyonu yapan karmaşık bir sistem vardır. Simülasyonu yapılan ilk senaryo Avrupa’daki bir savaştı ama buna Ortadoğu ve bir tropik çatışma deneyimi eklendi. Araştırmanın başkanı Binbaşı James Woohees makineleriyla gurur duyuyor ve ‘İnsan sınırlı unsurdur’ diyordu.

Hiçbir simülatör, gerçeğin yerini tutmaz!

Körfez Savaşı’nda savaşacak askerleri hazırlamak için simülatörler yaygın olarak kullanılmakla birlikte bazı uzmanlar simülatörlerin, insan faktörlerini hesaba katmadığı gibi düşmanın mantığını da kavrayamadığından şikayet etmektedir.
Bilgisayarların savaşı simüle etmek için genelde ileriye dönük ve kestirilmesi güç alanlarda kullanılmasının yanısıra, geçmişi simüle ettiğini de görüyoruz. ABD Ordusu ve ARPA (İleri Araştırma Projeleri Birimi), 2. Zırhlı Süvari Taburu’nun Irak Cumhuriyet Muhafızları’nın Tawakalna Birliği’yle savaşa girdiği Körfez Savaşı’ndan 75 Easting Muharebesi’nin inanılmaz derecede aslına uygun simülasyonunu yaratmıştı. Ordu çevreleri, görünüşte haklı olarak, bu muharebenin insan tarihinde en doğru biçimde kaydedilmiş çatışma olduğunu iddia etmiştir. Ancak bu simülasyonun başarısı, ABD ordusunu girdiği her çatışmada böyle başarılı olacağı anlamına gelmemektedir.
Her şeye rağmen, simülatörlere inanç o kadar doruk noktaya ulaşmıştır ki, 11 Eylül’de İkiz Kuleler’e uçaklarla yapılan saldırıyı düzenleyenlerin hayatlarında hiç uçak kullanmadığı, simülatörlerle uçmayı sanal olarak öğrendikleri bile iddia edilmişti.

Yabancı menşeili simülatörler kullanıyoruz

Türkiye’de bilgisayar oyunu sektörünün desteklenmesi ulusal savunma yeteneklerimizin gelişmesi için önemlidir. Oysa bugün savaş başta uçakları pilotlarımız başta olmak üzere bir çok birimde ABD orijinli simülasyon ve oyunlar kullanılmaktadır. Bunlardan başta gelenleri, F-16 ve benzeri uçakların simülatörü olarak kullanılan Falcon-4 ve Microsoft’un Flight Simulator’ıdır.

Pentagon, sivillere de savaşı tattırıyor

ABD orduya katılımı özendirmek için de internette herkese açık bilgisayar oyunları sunmaktadır. Mümkün olduğunca gerçekçi bir biçimde savaşma yeteneği kazandıran bu oyunlardan ikisi ilk kez 2002 yılında ABD’nin bağımsızlık günü olan 4 Temmuz’da vatandaşların da kullanıma açıldı. www.americasarmy.com internet adresinden yüklenebilen iki oyundan ilkinde orduya yeni katılan kişi rolündeki oyuncunun,  teröristlere karşı siber ortamdaki mücadelesi konu ediliyordu.
Oyunda, temel eğitimden geçen askerler, 10 görevi yerine getirmek  için savaşıyor. Bu görevlerden birinde, Alaska’daki bir boru hattının  korunması gerekiyordu. The Washington Post gazetesi, oyunların hazırlanmasında çalışan görevlilerin, 19 bölgedeki askerlerle görüşmede bulunduğu, tanklardan örme duvarlara kadar her şeyin resmini çektiğini yazmıştı. 

Artık siviller de rütbe kazanıyor

Pentagon’un ‘Soldier’ (Asker) adlı ikinci oyununda ise rütbe  kazanarak yükselme konu edilmişti. Pentagon, oyunların geliştirilmesi için iki yılda 6.3  milyon dolar harcamıştı ve internetten yüklenebilen oyunların ayrıca popüler dergilerle birlikte armağan olarak dağıtılması da amaçlanmaktaydı. Bu oyunların halkın kullanımına açılmasının en önemli amaçlarından biri, ABD?ye karşı sempati sağlamak ve orduya katılımı da artırmaktı. Bugüne kadar Hollywood sinemasıyla ABD ordusuna sempati toplayan ABD, buna şimdi bilgisayar oyunlarını da eklemiş gözüküyor.

(Bu yazı Eğitimbilim dergisinin Ağustos 2005 sayısında yayınlanmıştır.)

Author: Melih Bayram Dede Categories: Eğitimbilim Tags:
Improve the web with Nofollow Reciprocity.