Pazartesi, Ekim 23

BM’de çekilen Hollywood filmi

BM binasında ilk kez bir Hollywood filmi çekiledursun, biz Irak Savaşı öncesinde başrollerini hiç de yabancısı olmadığımız yıldızların oynadığı bir filmin geri planına göz atalım. Başrolünü Kofi Annan?ın oynadığı film gişe rekorları kıracağa benziyor! İyi seyirler.

Birleşmiş Milletler (BM) tarihinde ilk kez Genel Merkez binasında bir Hollywood filmi çekiliyor. Başrollerini Nicole Kidman ve Sean Penn’in paylaştığı, yönetmenliğini Sydney Pollack’ın yaptığı ”Çevirmen” adlı gerilim türü filmin çekimlerine geçen ay başlandı. Filmde, Kidman, bir Afrikalı liderin Genel Kurul’a hitabı sırasında öldürüleceğini öğrenen ve bunu engellemeye çalışırken kendisi de hedef haline gelen Güney Afrikalı bir BM çevirmenini canlandırıyor.
Bu film çekiledursun şimdi size BM’de çekilen başka bir filmden bahsetmek istiyorum. Bu filmdeki kahramanımızı hepiniz tanıyorsunuz: BM Genel Sekreteri Kofi Annan. Filmin detayları yeni yeni ortaya çıksa da, şimdilik senaryonun Irak Savaşı’ndan önce yazıldığını söyleyebiliriz. Filmde önemli rollerden birini oynayan (!) İngiliz kabine üyesi Clare Short, çenesini tutsaydı hiçbirimiz BM’de gerçek bir film çevrildiğinden haberdar olamayacaktık.

Annan’ın bürosundaki İngiliz casus

Irak savaşı öncesinde BM’den savaş kararı çıkartmak için yoğun uğraş veren Short, görevinden istifa ettikten sonra Şubat ayında birden bire ortaya çıktı ve ABD ve İngiltere’nin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı dinlediğini açıklayıverdi.
Short, “O günlerde İngiliz gizli servisinin bir mensubu Annan’ın bürosunda görevliydi ve olup biteni bize düzenli olarak rapor ediyordu” diye anlatıyor ve ekliyor: “Annan’ın o günlerde sürdürdüğü görüşmelerin zabıtlarını bizzat gördüm. Hatta savaş öncesi Kofi ile buluştuğumda günlerde; ‘eyvah, şimdi bizim söylediğimiz herşeyin zaptını da tutup dağıtacaklar, herkes ne konuştuğumuzu öğrenecek’ diye düşündüğüm bile olmuştur.”
İfşaatlarını değişik ortamlarda da sürdüren Short, BBC’ye verdiği mülakatta ise şunları söylecekti: “Bu gibi şeyler yapılır. Kofi’nin bürosuyla ilgili durumda da bir süredir yapılageliyordu.”

İngiliz kadın casus tuz biber ekti

BM’deki dinleme skandalının ortaya çıkmasında başrol oynayanlardan biri de, hükümetin gizli dinleme operasyonlarını yürüten İletişim Karargahı “GCHQ” görevlisi İngiliz kadın casus Katherine Gun idi. Gun, ABD’li istihbaratçıların BM’deki dinleme faaliyetleri için İngilizlerden yardım istediğine ilişkin bir e-posta mesajını basına sızdırdıktan hemen sonra tutuklandı. Haksız bir savaşa engel olmak için bu işi yaptığını belirten 29 yaşındaki Gun, “Bugün olsa, yine aynı şekilde davranırdım” demiş ve daha sonra ilginç bir şekilde ‘yargılanmasını gerektirecek bir durum bulunmadığı’ gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. İngiliz hükümeti, davanın düşmesiyle birlikte mahkeme sürecinde kendisi için can sıkıcı ayrıntıların ortaya çıkmasını önlemiş oldu.

Annan’ı neden dinlediler?

Şimdi Annan’ın neden dinlenmiş olabileceğine dair sorular zihninizde oluşmuş olabilir. Her şeyden önce Annan Irak’ta savaşı önlemeye çalışıyor ve BM silah denetçilerinin hazırladığı raporun savaş için bir bahane oluşturmasını istemiyordu. Savaş isteyen İngiltere ve ABD ise Annan’ı dinleyerek her zaman bir adım önde olmak istediler. Ancak tüm bu çabalar BM’den bir savaş kararı çıkarmaya yetmedi. ABD’ye savaş yetkisi tanıması öngörülen tasarı, muhalefet yüzünden BM Güvenlik Konseyi’ne sunulamadı.

Kriz ama, büyük çaplı

Short ve Gun’ın açıklamasının ardından küçük çaplı bir kriz baş gösterdi. Krizin küçük çaplı olmasının nedenini anlamak güç değil. Bu durumu en iyi İngiliz gazetesi Daily Telegraph’da yayınlanan, “Tabii ki dinledik, zaten bunu herkes yapmıyor mu?” başlıklı makalesiyle ülkenin en popüler savaş tarihi uzmanlarından John Keegan açıklıyordu. Keegan?a göre herkesin herkesi dinlediği günümüzde ortada şaşılacak bir şey yok! Hatta daha ileri gidip, “Konuştuklarının duyulmasını istemeyen örgütler, kendilerine başka bir iş seçmeli. Çünkü bunu herkes yapıyor!” deme cüretini gösteren Keegan’a göre Birleşmiş Milletler ofislerine istihbarat servisleri tarafından dinleme araçları yerleştirilerek dinleme yapılmışsa ‘gayrı meşru’ bir durum söz konusu; ancak telefon ve benzeri haberleşme kayıtları, merkezi dinleme servisi tarafından elde edilmişse kaygılanacak bir durum yok!
Olayın BM Genel Merkezi’nde görevli diplomatları da pek şaşırtmadığı anlaşılıyor. Brüksel’deki BM bürosunun müdür yardımcısı Andreas Nicklisch, “Şaşırtıcı değil, bundan hep şüphelendik” derken, Annan’ın sözcüsü Fred Eckhard Annan’ın odasında ise düzenli olarak dinleme cihazı arandığını anlatıyordu.

“İstihbarat servislerimiz hayati bir görev yapıyor”

Olayın patlak vermesinin ardından yapılan tüm açıklamalarda, ne ABD ne de İngiliz cephesinden kesin bir dille ‘dinlemedik’ diyen olmadı. Yine Guardian gazetesine yansıyan bir haberde İngiltere Başbakanı Tony Blair’in şu sözleri dikkat çekiciydi: “İstihbarat servislerimiz hayati bir görev yapıyor. Onları kamunun sorgulamasına maruz bırakmak sorumsuzluk olur. Claire Short, tümüyle sorumsuz şekilde davranmıştır.” Görüldüğü gibi Blair, Annan’ın dinlemediklerini söylemiyor, bunu yerine hayati bir görev yapan istihbarat servisinin köşeye sıkıştırılmasından rahatsızlığını dile getiriyor.

“Savaş öncesi kimin nasıl düşündüğünü öğrenmeliydik”

Olayı ‘olağan’ bulan Mike Diwar adlı bir savunma uzmanı da, bir savaştan önce kimin nasıl düşündüğünü öğrenmenin, hükümetin asal görevleri arasında yer aldığını belirtirken, bu işin İngilizlere mal edilmesine karşı çıkacaktı. Karşı çıkışın nedeni ise Irak’a saldıran iki müttefik ABD ve İngiltere’nin Annan’ı birlikte dinlemiş olması. Diwar, “Zaten casusların Amerikalı ya da İngiliz olmasının ne önemi var? Casusun işi casusluk yapmaktır, işte bu kadar” diye de kestirip atıyor.

ABD: Bir çok ülke bunu yapıyor

Amerika cephesine gelince, yine benzer bir cevapla karşılaşıyoruz. ABD’li istihbarat uzmanı Jennifer Kibbe, birçok ülkenin bu yola başvurduğunu, bu nedenle İngiltere’ye fazla tepki göstermeyeceklerini söylüyor. Konuyla ilgili yorum yapmak istemeyen ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın tutumu da, istihbarat uzmanı Jennifer Kibbe’yi doğrular nitelikte. Powell “İngiltere’nin faaliyetleri hakkında söyleyecek hiçbir şeyim yok. Bu tarz istihbarat konularını kamuoyu önünde tartışmayız” diyor.

Dinlemeyi sevmeyen gizli servis var mı?

Rusya’nın BM’deki Büyükelçisi Sergei Lawrow İngiliz Gizli Servisi’yle ilgili dinleme skandalı konusunda, Rus Gizli Servisi’nin bu konuda çok da masum olmadığını unutmuş gibi davranarak, “Böylesine bir olay yasadışı olmasına rağmen gerçekleşmiş olabilir. Bu, İngiliz Gizli Servisi’nin ne kadar profesyonel bir teknik kullandığını gösteriyor bize” diyor. Almanya’nın Sesi Radyosu da konuyla ilgili haberinde casusluk faaliyetlerinin BM’nin kurulduğu tarihten çok daha eskilere dayandığını belirterek “Amerikan Gizli Servisi’nin dinleme yöntemini sık sık kullanmayı tercih ettiği biliniyor” tespitinde bulunuyor. Dinleme yöntemini sevmeyen gizli servis var mı yeryüzünde?

Dinlemeye karşı önlem: yürüyüş

Dinleme skandalı sonrasında en ilgiln açıklamalardan bir BM Silah Denetçileri Şefi Richard Butler’dan geldi. Avustralya radyo kanalı ABC’ye bir demeç veren Butler, Annan’ın bürosundaki gizli dinleme cihazları nedeniyle, kendisine bilgi vermek isteyen kişiler ile yürüyüşe çıktığını ve görüşmelerini bu yürüyüşler esnasında gerçekleştirdiğini açıkladı. ABC radyosuna göre Irak krizi sırasında BM silah denetçilerinin başkanlığını yürüten Hans Blix’in cep telefonu da dinlendi.

Özal da dinlenmekten şikayetçiydi

Turgut Özal da, özellikle başbakanlığı döneminde başbakanlık binasında sık sık dinleme cihazları bulunmasının ardından özel konuşmalarını telefonla değil, temel atma ve açılış törenlerinde yapmayı tercih ediyordu. Dinleme cihazlarını etkisiz hale getirmek için yurtdışından Adnan Kahveci tarafından getirilen çanta biçimindeki cihazı sürekli yanında bulundurmayı alışkanlık haline getirmişti. Hatta, Baba Bush ile kırmızı telefonla yapacağı görüşmelere bu cihaz çalıştırmadan kesinlikle başlamıyordu.
Tarafların tüm bu samimi itiraflarından sonra görülüyor ki istihbarat servisleri hayatın her alanında görevlerini yapıyorlar ve bu görevlerin istenmeyen bir şekilde ortaya çıkması kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü ülkeler hem içte hem dışta bu faaliyetleriyle varlıklarını yüzyıllardır ajanların desteğiyle sürdürüyorlar. Şimdi sıra bu faaliyetlere yakın plan bakmaya,  dinleme ve izleme sistemlerinin nasıl çalıştığını anlamaya geldi. Bir sonraki yazımızda dinleme sistemleri ve özellikle de Echelon Projesi’yle ilgili ayrıntılara değineceğiz.

%d blogcu bunu beğendi: