Salı, Ağustos 22

Biz ayrı dünyaların insanıyız!

Evet, biz ayrı dünyaların insanıyız. Aramızda adeta bir uçurum var. Hem de sayısal olanından. Sayısal deyince aklınıza ‘parasal’ düşünceler gelmesin. Yeşil yeşil dolarların sayısal çokluğundan ya da dolara benzesin diye yeşile boyanan 20 milyonluklardan bahsetmiyoruz.

Eski Türk filmlerinin klasik repliği, zengin kızın fakir oğlana ya da zengin oğlanın fakir kıza söylediği, kavuşmanın imkansız oluşunun dile getirilişidir; ‘Biz ayrı dünyaların insanıyız!’ cümlesi. Günümüzde toplumlar arası bilgi iletişim teknolojileri kullanım eşitsizliği ayrı dünyaların insanlarını yaratıyor. İçinde yaşadığımız çağın getirdiği bu sorun ‘Sayısal uçurum’ (Digital Divide) kavramıyla ifade ediliyor. Sayısal uçurum, değişik coğrafi alanlarda sosyo-ekonomik koşullar bakımından farklılık ve adaletsizliği simgeliyor.
Toplumun bir bölümü bilgi iletişim teknolojilerini kullanarak daha iyi işler bulup daha ileri eğitimler alıp, daha çok toplumsal faaliyete katılırken, bilgi yoksunları ise bilgi teknolojileri tabanlı toplumun nimetlerinden faydalanamamanın mahrumiyetini yaşıyor. Bu da bilgi toplumu olarak tanımlanan teknolojik olarak gelişmiş toplumlarda ‘bilgi zenginleri’ ve ‘bilgi yoksulları’ olarak iki parçalı bir toplum oluşma tehlikesini beraberinde getiriyor.
Sayısal uçurumun ölçümlenmesinde kişi başına düşen bilgisayar, internet kullanıcı sayısı, internet sunucu sayısı, televizyon, telefon ve mobil telefon gibi kriterler esas alınıyor. Sayısal uçurum, bir ülke içinde çeşitli bölgeler arasında olabileceği gibi, ülkeler arasında da olabilir.

En önemli neden gelir adaletsizliği

Sayısal uçurumun ortaya çıkmasındaki nedenlere baktığımızda en önemli unsurlardan birinin gelir dağılımındaki dengesizlik olduğunu görüyoruz. Yapılan tüm araştırmalar, gelir düştükçe bilgi iletişim teknolojilerinin kullanımının da azaldığını gösteriyor. Bu durum da  teknolojinin yüksek gelirlilerin tekelinde olması gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi.
Gelirin yanı sıra eğitim de bilgi teknolojileri kullanımında çok etkili. Eğitim düzeyi yüksek olanlar bilgi teknolojilerini daha çok kullanıyor ve bu teknolojinin nimetlerinden daha çok yararlanıyorlar. Tahmin edileceği gibi teknolojiyi en fazla kullananların başında gençler geliyor. İnterneti en fazla kullananlar 18-24 yaş arasındaki gençler. Bu arada gazete okuyan ülkelerde internet kullanımının daha yüksek olduğunu da bir not olarak hatırlatmakta yarar var. Çünkü, toplam günlük gazete tirajlarının 4 milyon 202 bin olduğu ülkemiz ‘az okuyan ülkeler ligi’nde. 68 milyonluk nüfusun yüzde 16’sı gazete okuru.

Türkiye’de sayısal uçurum

Türkiye’de sayısal uçurum konusunda yapılan çalışmalara baktığımızda, sorununun gündeme gelmesinin fazla bir geçmişinin olmadığını görürüz. OECD’nin önerisiyle 1997 yılında TUENA projesi kapsamında TÜBİTAK Bilten tarafından yapılan ‘Yetenek ve Kullanım Saptaması’ konulu saha araştırması ve 2000 yılında yapılan ?Bilgi Teknolojileri Yaygınlık ve Kullanım Araştırması’ Türkiye’nin genel bir profilini anlamamız için önemlidir.
Her iki araştırmada da telefon, cep, telefonu, bilgisayar, internet, televizyon, sayısal/şifreli televizyon ve diğer araçlar başlığı altında DVD, faks, avuç içi bilgisayar gibi araçların kullanım oranı sorgulanmış. Araştırmaya göre Türkiye’de en yaygın teknolojik araç televizyon. Hanelerin neredeyse yüzde 100’ünde televizyon bulunuyor.
En çok kullanılan teknolojik araç sıralamasında ikinci sırada ise sabit telefonu görüyoruz. Türkiye’de hanelerin sadece yüzde 13.2’sinde sabit telefon bulunmuyor. Sabit telefonu bulunmayan hanelerin yüzde 90’ının alt gelir grubuna olması şaşırtıcı olmasa gerek. En alt gelir grubunun yüzde 79.3’ü, en üst gelir grubunun de yüzde 97.4’ü sabit telefon sahibi.
Cep telefonu sahipliğine gelindiğinde ise sayısal uçurumu görebiliyoruz. Üst gelir grubu hanelerin yüzde 98.1’inde cep telefonu bulunurken alt gelir grubunda bulunan hanelerin yalnızca yüzde 27.4’ünde cep telefonu var. Bu da gelir arttıkça cep telefonu kullanımının da buna paralel olarak arttığını gösteriyor.
Hanelerdeki gelir düzeyi arttıkça sahipliği artan bir önemli araç da bilgisayar. Üst gelir grubu hanelerin yüzde 64.7’sinde, alt gelir grubu hanelerin ise yüzde 2’sinde bilgisayar bulunuyor. Türkiye halen bilgisayarlaşmada gelişmiş ülkelerin çok gerisinde.

ABD ve İngiltere neler yapıyor?

Bugün Batı ülkeleri, sayısal uçurum sorununu çözmek için çalışıyor. Teknoloji kullanımındaki adaletsizliği gidermek için evlere ucuz bilgisayar ve internet erişimi sağlamak için çeşitli projeler yürürlükte. Örneğin 1994 yılında sorunun farkına varan ABD, internetin ev içi kullanımını 1998’in Aralık ayında yüzde 26,2 iken 2000 yılı Ağustos’unda yüzde 41.5’e çıkarmayı başarmıştır. Fakat buna rağmen bazı Amerikan grupları halen internet erişimi sağlayamamıştır.
1998’den bu yana sayısal uçurumu engellemek için çalışan İngiltere’de ise 2000 yılında yapılan bir araştırmaya göre evlerin yüzde 30’u internete bağlıdır. Kalan yüzde 70’i internete bağlamak için çeşitli önlemler alınmıştır. 2005’te isteyen herkese internet erişimi sağlamayı programına alan İngiltere’de, düşük gelirli 100 bin kişiye ucuz bilgisayar sağlamak için ‘İnternete Giriş’ adlı bir proje yürürlüktedir.

Türkiye’de durum iç açıcı değil

Türkiye’de teknoloji kullanımının gelişmiş ülkeler seviyesinin altında oluşu, bizim millet olarak ‘sayısal uçurum’un dibinde bir yerlerde olduğumuzun bir göstergesi. Gelişmiş ülkeler karşısındaki durumumuz böyleyken ülke içinde de başka bir acı tablo var önümüzde.
Türkiye’de bugün maalesef sayısal uçurumu bertaraf edecek çalışmalar yapılmadığını görmekteyiz. Her ne kadar hazırlanan raporlarda, sayısal uçurumun önlenmesi, teknolojinin tabana yayılması için yapılması gerekenler sıralanıyorsa da, uygulamada pek fazla bir şey görememekteyiz.
Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizliğin neden olduğu bir ‘sayısal uçurum’ yaşanıyor. Kentlerde yaşayanlarla köylerde yaşayanların, Doğu’da yaşayanlarla Batı’da yaşayanların arasındaki teknolojiye sahip olma, onu kullanma ve ondan yararlanmasındaki eşitsizlik kendi içimizdeki ‘sayısal uçurum’.

Bilgisayarlı sınıf, tebeşirsiz sınıf

Bir yanda, Batı’da ilköğretimden beri bilgisayar laboratuarı bulunan sınıflarda öğrenim gören öğrenciler, diğer yanda ise Doğu’da bırakın bilgisayarı tebeşir bulamayan, kilometrelerce yürüyerek, teleferikle, traktörle, derme çatma sallarla okula giden öğrenciler var ülkemizde. Tüm çabalara rağmen Cumhuriyetin 80. yılında okuma yazma oranını ancak yüzde 85’e çıkarabilmişiz. Yani bu ülkenin yüzde 15’i okuma-yazma bilmiyor. Ve biz bununla övünüyor ve, okuma-yazma oranı Cumhuriyet kurulduğunda çok düşükken şimdi yüzde 85 diyebiliyoruz. Yüzde 15’i okuma-yazma bilmeyen bir toplumla nasıl övünebiliriz? Okur-yazarlık oranında bile gerekli gelişmeyi sağlayamamışken, bilgisayar okur-yazarlığından söz ediyoruz.
Teknolojinin toplumun bütün katmanları tarafından kullanılması için yapılması gerekenler ve alınan önlemleri en derli toplu olarak Telekomünikasyon Kurumu’nun ‘Sayısal Uçurumun Önlenmesi’ adlı raporunda buluyoruz. Yapılması gerekenlerden en dikkat çekici olanlardan biri, devlete ait okullara bilgisayar ve internet erişimi sağlanması. Bu çerçevede Milli Eğitim Bakanlığı, Dünya Bankası desteğiyle gecekondu bölgelerinde ve köylerde bulunan tüm okullara bilgisayar göndermeyi amaçlayan bir proje yürütüyor.

Bilgisayar var ama elektrik yok

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ‘Köy okullarında bile bilgisayar var ama kullanmasını bilen öğretmen yok’ demişti. Köy okullarının hepsinde bilgisayar olduğunun gerçeklikle bir ilgisi olmadığını üzülerek belirttikten sonra ekleyelim: Ya okulda elektrik de yoksa? 24 Eylül 2003 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan bir habere bakalım şimdi. Milli Eğitim Bakanlığı, Afyon’un İhsaniye ilçesine bağlı Eskieymir köyündeki ilköğretim okuluna bir adet bilgisayar göndermiş ve okulda elektrik olmadığı biraz geç de olsa anlaşılmıştır. Olay her ne kadar trajikomik olsa da, bu durum, bir kazanımı beraberinde getirmiş, 18 yıldır yıldır elektrik bağlanmayan okul bilgisayar vesilesiyle elektriğe kavuşmuştur. Kötümser davranıp içinizi karartmak istemiyorum ama, iyimser olabilmek için de pek fazla çaba göremiyorum.

%d blogcu bunu beğendi: