Cuma, Haziran 23

Bilgiye erişim özgürlüğünüzü kullanın!

Bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından üretilen veya derlenen bilgileri görebilmesi, bunlardan yararlanabilme hakkı, ‘Bilgiye Erişim Özgürlüğü’ (Freedom of Information) olarak tanımlanıyor. Tüm dünyada bu hak yavaş yavaş tanınmakta ve bizde olduğu gibi Bilgi Edinme Yasası’na benzer kanunlarla güvence altına alınmaktadır. Tek sorun ise, uygulamada karşılaşılan güçlükler.

İnternetin en önemli özelliği, bilgiye erişimde herkese büyük kolaylıklar ve bilgiden yararlanmada büyük bir eşitlik sağlamasıdır. Bugün internet erişimi olan herkes, bilgiye hızlı bir şekilde erişebilir, dilerse internetteki bilgi denizine içerik olarak katkı da sağlayabilir. Bilgiyi yayma konusunda yasalar çerçevesinde belli bir özgürlük bulunmakla birlikte, bu özgürlüğün kullanılmasında istenilen neticelere ulaşılabilmiş değildir.
Konuya giriş yaparken öncelikle, ‘Bilgiye Erişim Özgürlüğü’ (İng: Freedom of Information) kavramına göz atalım. ‘Bilgiye Erişim Özgürlüğü’, temelde, bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından üretilen veya derlenen bilgileri görebilmesi, bunlardan yararlanabilme hakkı şeklinde tanımlanabilir. ‘Bilgiye Erişim Özgürlüğü’ tanımında daha çok resmi veya kurumsal bilgileri öğrenme hakkı söz konusu edilmektedir. Bu açıdan, ‘Bilgiye Erişim Özgürlüğü’, basit bir şekilde, bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından üretilen veya derlenen bilgileri görebilmek, bunlardan yararlanabilmek hakkı şeklinde tanımlanabilir.

Bilgiye erişim özgürlüğü, evrensel bir haktır

Bugün, bilgiye erişim, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi tüm uluslararası kuruluşlar tarafından bireylerin en doğal hakkı kabul edilmekte ve bu hakkın özgürce kullanılması için de çeşitli yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Türkiye’de ise bu bağlamda, ‘Bilgi Edinme Yasası’ çıkarılmıştır.
Türkiye Bilişim Şurası (2002) Hukuk Çalışma Grubu raporuna göre, Bilgiye Erişim Özgürlüğü konusundaki bu yoğun ilgi başlıca şu üç nedene dayanmaktadır:
“1- Bilgiye Erişim Özgürlüğü, insanın, insan olma haysiyeti ile yakından ilgili olan insan haklarına saygının temelinde yer alır ve düşünce özgürlüğünün olmazsa olmaz öğesidir. Çünkü özgür insan, özgürce düşünebilen ve kanaatlerini özgürce ifade edebilen insandır. Bunun ön koşulu da doğru, çarpıtılmamış bilgiye erişim hakkıdır. Bu hakkın yetersiz olduğu ülkelerde kamuoyunun sağlıklı oluşmadığı, yürütme erkini elinde bulunduran grup veya kişilerin, kitle iletişim araçlarını kullanarak gerçeğe aykırı durumları kendi halklarına benimsettikleri görülmektedir. İşte bu nedenle, yetkin demokrasilerde düşünce özgürlüğü kavramının temel öncülü, devlet organlarınca üretilen bilgiye özgürce erişim hakkıdır. Yeterli ve doğru bilgi elde edemeyen birey ve toplumların özgür davranmaları beklenemez.
2- Bilgiye Erişim Özgürlüğü, temsili demokrasilerde saydamlığın ve katılımcılığın önemli ve hatta zorunlu bir gerecidir. Dürüstlük devlet yönetiminde en önde gelen ihtiyaçtır. Dürüstlüğe ulaşmanın tek yolu ise saydamlıktır. Diğer yandan, demokrasinin bugün eriştiği ‘Katılımcı Demokrasi’ kavramı, yurttaşların sadece seçimlerde değil bütün demokratik karar verme süreçlerinde görüşünü iletmesi anlamını taşımaktadır.
3- Çağdaş demokratik devletlerde en önde gelen ve birbirine sıkı sıkıya bağlı iki kavram olan iyi yönetişim (Governance-Katılımcı yönetim tarzı) ve hesap verme yükümlülüğünün de öncül koşulu Bilgiye Erişim Özgürlüğü’dür. Gerçekten, etkin, verimli, tutumlu ve dürüst bir yürütme anlamındaki iyi yönetişim, bugün demokratik ülkelerde yurttaşların aradığı en önemli özellik olmuştur. İyi yönetişim ise siyasilerin ve her kademedeki teknokrat ve bürokratların icraatlarının sorumluluğunu taşımaları anlamına gelen hesap verme yükümlülüğünün varlığını gerektirmektedir. Bilgiye Erişim Özgürlüğü, Hesap Verme Yükümlülüğü bağlamında da büyük önem taşımaktadır. Zira gizlilik, yolsuzluğu, gücün kötüye kullanılmasını ve kötü yönetimi besleyen en önemli etkendir.”

“Öğrendiğin bilgiyi açıklayamazsın!”

Bilgiye erişimin önündeki en önemli engel, kamu kurum ve kuruluşlarının web sitelerinin yeterince bilgi verici şekilde hazırlanmayışı ve Bilgi Edinme Yasası kapsamında talep edilen bilgilerin önemli bir kısmının da devlet sırrı kapsamına sokularak bireylerden gizlenmesidir.
Tam burada yaşadığım bir tecrübeyi nakletmekte yarar görüyorum. Bugüne kadar, bir çok kurumdan, Bilgi Edinme Yasası’nın bana verdiği hakkı kullanarak bilgi istedim. Bana verilen cevaplarda genelde bilgi vermekten ziyade geçiştirmenin tercih edildiğini gördüm. Bir çok kurum da, yasal zorunluluk olmasına rağmen bilgi vermemeyi tercih etti.
Karşılaştığım en ilginç olaylardan biri, Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na yaptığım bilgi edinme başvurum sırasında yaşadıklarımdır. Her zamanki gibi yönelttiğim sorulara üstü kapalı cevaplar verilmişti. Buna alışıktım aslında. Ancak beni şaşırtan, gelen cevapta, artık herkesin bildiği, basında defalarca yer alan bazı konuların bile sırmış gibi saklanmaya çalışılmasıydı. Gelen cevapta, bana verilen bilgileri, basın-yayın organlarında kullanmam halinde cezalandırılacağım belirtiliyordu. Peki, gazeteciler olarak, edindiğimiz bilgileri okurla paylaşamayacaksak ne yapacağız? İşte asıl sorun budur.
Bugün, Bilgi Edinme Yasası kapsamında talep edilen çok basit bilgiler bile, devlet sırrı sayılarak verilmemekte, katı bir devlet tutuculuğu sergilenmektedir. Aynı şekilde Savunma Sanayi Müsteşarlığı, açıklanmaması kaydıyla bize bilgi verirken, aynı soruları yönelttiğimiz diğer 5 kamu kuruluşundan cevap bile gelmemiştir. Oysa, Bilgi Edinme Yasası’nda bu kurumların bireylerin yönelttikleri soruları yanıtlaması zorunluluğu açıkça belirtilmektedir.

Hiçbir kurum, bilgiye erişim özgürlüğü dışında değildir

Kısıtlamalar konusunda yapılan tartışmalar sonunda bugün varılan nokta şudur:
– Güvenlik güçleri dahil hiç bir kamu kurum ve kuruluş işlevi ve görevi nedeniyle Bilgiye Erişim Özgürlüğü’nün dışında tutulamaz.
– Bilgiye Erişim Özgürlüğü yasalarla düzenlenirken yasaklanacak bilgi ve belgeler sayılarak belirlenmeli, tanımlar açık ve net bir şekilde yapılmalıdır.
– Bu düzenlemede açıklanacak bilgi ve belgelerin belirtilmesi yerine, açıklanması yasaklanan bilgi ve belgeler bildirilmeli ve bunlar dışında kalan bütün bilgi ve belgelere erişilebilmelidir.

Bilgi edinme hakkı uluslar arası sözleşmelerle tanındı

İnsanlığa yeni ufuklar açan, Fransız Devrimi ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonrasında yeni bir özgürlük anlayışı gelişmiş ve bu anlayış diğer ulusları da derinden etkilenmiştir. Özgürlüklerin yayılması ve bireyler tarafından kullanılması ancak bildirge, sözleşme, antlaşma gibi uluslararası metinlerde yerlerini bularak, ülkeler tarafından kabul edilmeleri ile mümkün olmaktadır. Örneğin, Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi 1946 yılındaki ilk oturumunda kabul ettiği bir karar suretinde, ‘Bilgiye Erişim Özgürlüğü temel insan haklarındandır (…) Birleşmiş Milletlerin kutsadığı özgürlüklerin mihenk taşıdır.’ diyerek bu özgürlüğün önemini vurgulamıştır.
Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi adıyla 1948’de kabul edilmiş olan bu belgenin ünlü 19. maddesi; ‘Herkes kanaat ve ifade özgürlüğüne sahiptir; ki bu herhangi bir müdahale olmadan kanaat besleme ve ülke sınırlarını nazara almadan ve her türlü araçla bilgi ve fikirleri aramak, elde etmek ve açıklamak hakkını içerir.’ hükmünü taşımaktadır. Dikkat edilirse, ‘her türlü araçla bilgi ve fikirleri aramak, elde etmek ve açıklamak’ bireylerin temel haklarından biri kabul edilmiştir.

Türkiye, 1954’te kabul etti

Türkiye açısından daha önemli belge kısaca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi adıyla anılan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmesi’dir. Bu sözleşme Mart 1950’de Roma’da imzalanarak, Eylül 1952’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye ise sözleşmeyi Mayıs 1954’te onaylamıştır.
Sözleşmenin 9. maddesi herkesin düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğüne sahip olduğunu hükme bağlamakta, ifade özgürlüğü başlığını taşıyan 10. maddesinde ise, ‘Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir’ denilmektedir.
Söz konusu maddede, devletlerin, bu özgürlükleri, ‘ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için’ sınırlandırılabileceğini de  hükme bağlamaktadır.

Avrupa Konseyi, Bilgi Özgürlüğü Bildirgesi

Bu konuda önemli bir belge olan ve Avrupa Konsey’i tarafından 1992’de kabul edilmiş bulunan ‘Avrupa Konseyi Anlatım ve Bilgi Özgürlüğü Bildirgesi’nde devletlerin düşünceleri araştırma, alma ve aktarma hakkının gelişmesine yardımcı olmasının gerekliliğine vurgu yapmıştır. Yine 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi’nde ise bireylerin çevre sorunları konusunda bilgi edinmesinin devletler tarafından desteklenmesi zorunluluğu belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ise, 1997’de Kamusal Bilgi Açıklama Politikası’nı kabul etmiştir. Dünya Bankası, Bilgilerin Açıklanması Politikasını 1993’te tespit ve ilan etmiştir. Aynı yıl yürürlüğe girmiş olan Maastricht Antlaşması’nda da, “…karar verme sürecindeki saydamlık, kurumların demokratik niteliğini güçlendirir ve kamunun yönetime güvenini artırır.” hükmünü içeren Bilgiye Erişme Hakkı Bildirgesi yer almaktadır.
Sonuç olarak, bireylerin bilgi edinme özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı, bugün yasalarla güvence altındadır. Türkiye de bunun altında imza atmıştır. Tek sorun uygulamada karşılaşılan güçlüklerdir. Bu güçlükleri aşmanın yolu da bilgi edinme hakkımızı ısrarla sürdürmek ve bu kararlılığı göstermektir.

(Bu yazı Eğitimbilim dergisinin Haziran 2005 sayısında yayınlanmıştır.)

%d blogcu bunu beğendi: